Babasının Annesiydi O; Adı Hz. Fatıma (R.Anha)

Dünya hanımefendilerinin en hayırlılarından biridir babasının annesi Hz. Fatıma (r.anha).

İnsan yaratıldığı günden sonra ayrılan hak ve batıl tarafı, iki tarafında taraftarları ve her iki tarafın da örnekleri, önderleri var olageldi. Tevhid safında örnek olan, önder olan bir hanımdır Fatıma. Tarihe hapsedilmiş, geçmişte kalmış biri değildir O.
Müslümanın tarihe yaklaşımında ne gereksiz övgü vardır ve ne de sövgü. Bu anlayışla Hz. Fatıma’yı gündemimize alıp aynı safın insanları olarak üzerimize düşen sorumluluğu hatırlamak olmalıdır amacımız.

Hz. Fatıma’nın kısaca biyografisi

Câhiliye geleneğinde kız çocuğu büyük bir utanç vesilesi sayılıp babaların yüzünü kızartan ve bu yüzden diri diri kumlara gömüldüğü bir zamanda Hz. Fâtıma’nın doğum müjdesi, aynı zamanda kadınların kurtuluş müjdesi oluyordu. Kâbe’nin yeniden onarıldığı yıl. Müşrikler tarafından babasına “El Emin” lakabının verildiği zaman diliminde teşrif etmişti dünyaya.

Yusuf Kandehlevi şöyle diyor:

“Diğer kadınlardan her bakımdan üstün olan Hz. Fâtıma’nın birçok lâkabı vardır ki bunların her biri onun üstün meziyetlerini tanımlamaktadır: Hz. Fâtıma’nın yüzü parlak olduğu için saf, berrak, ay gibi parlak anlamına gelen Zehrâ; yalnızca Hz. Meryem ve Fâtıma’ya kadınların özel hallerinden muaf tutuldukları için eşi bulunmaz anlamında Betül; diğer Fâtımalardan ayrılması için ulu anlamına gelen Kübrâ; oğullarıyla tanınması için Ümmü HasanÜmmü HüseyinÜmmü Muhsin; Hz. Peygamber’in kızı olduğundan dolayı Bint-i Resul; Bedir ve Huneyn savaşlarında bilfiil bulunduğu için Bedir ve Huneyn Hurisi; ağırbaşlılığı sebebiyle kadınların efendisi anlamında Seyyid-i Nisâ; güzelliği ve temizliği nedeniyle İnsanların Hurisi; babasına çok benzediğinden ötürü babasının kızı anlamına gelen Bint-i Ebiha; babasına bir anne şefkatiyle düşkün olduğundan dolayı babasının annesi anlamındaki Ümmü Ebiha; zeki ve kavrayışlı olduğundan Zekiyye; bereketli, uğurlu, kuvvetli ve kutlu olduğuna işaret için Meymune, itâatli ve alçak gönüllülüğünden dolayı Râziyye; ve herkes tarafından sevildiği, insanlarla olan ilişkilerinde kimseyi incitip gücendirmeyecek denli tutarlı olduğundan dolayı kendisine Marziyyedenmiştir. En çok kullanılanı ise Zehrâdır. Hz. Fâtıma, çocukluğunu İslâm’ın en zayıf, Müslümanların en çok ezildiği bir ortamda Hz. Hatice gibi bir annenin terbiyesi altında geçirdi. Babasının ve Müslümanların çektiği acılara en az onlar kadar o da ortak oldu. Babası evden çıkıp İslâm’ı tebliğ ederken o, ya endişe içinde merakla kapıda bekler ya da babasını adım adım izler ve onu kollamaya çalışırdı. Bir gün Hz. Peygamber, Mescid-i Haram’a gitmiş ve oradaki topluluğa İslâm’ı anlatıyordu. Fakat karşısında bulunan câhiliye mensupları kendi düzenlerini tehdit eden bu sesi boğmak için toplanmış ve Hz. Peygamber’e her türlü hakareti yaparak saldırmışlardı. Babasının dövülüşünü bir kenardan korkuyla izleyen Fâtıma, müşriklerin dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürmüş ve bir anne şefkatiyle yaralarını sarmıştı. Buna benzer nice olayın içinde pişen Fâtıma, âdeta geleceğin Hz. Fâtıma’sı olmaya hazırlanıyordu. Yine bir gün Hz. Peygamber, Mescid-i Haramda secde hâlindeyken müşrikler, her zamanki vahşetleriyle deve bağırsaklarını ve işkembesini basına atarak kahkahalarla eğlenirken, Fâtıma o pislikleri kendi elleriyle temizler ve babasını alıp eve götürür. Hz. Peygamber Fâtıma’ya hem babalık hem analık yaparken Fâtıma da o zorlu ortamda hem babasının kızıhem de babasının annesi olmuştur.”

Hz. Peygamber’le kızı arasındaki ilişkiler, aynı zamanda yaşadıkları toplumun geleneklerini de yerle bir ediyordu. Bir defa; “Kendisine kız çocuğu müjdelendiği zaman babaların yüzleri utançtan simsiyah kesilirken”, kız çocuğu oldu diye dostlarının yüzüne bakamayan babalar gizlice çöle götürüp bu çocukları diri diri toprağa gömerken Hz. Peygamber, kızının doğum müjdesini alınca sevinçten yüzü aydınlanmış ve bu müjdeyi dostlarına bizzat kendisi duyurmuştur. Câhiliyede soy, mutlaka erkek çocuk kanalıyla devam ederken Hz. Peygamber’in soyu kızı Fâtıma ile devam etmiş ve yüce Allah, câhiliyenin bu geleneğini bizzat Resulullah aracılığıyla yok etmiştir. Risaletin geldiği evde, risaletin ön gördüğü ilim ve terbiye içerisinde büyüdü.

 

Mekke’de kız çocukların diri diri toprağa gömüldüğü zamanda dünyaya geldi. Kızların uğursuz kabul edildiği bir ortamda babasının göz aydınlığı olmuştu. Babasıyla olan ilişkisi, yaşadığı toplumun birçok geleneğini sarsıyordu. O dönemde Onlardan birine bir kız çocuğu müjdelendiği zaman, kederlenerek yüzü simsiyah kesilir.” (Nahl, 58) Cahiliye geleneği, kız çocuklarını büyük bir utanç vesilesi olarak görüyordu. Bu utançtan kurtulma yollarından biriydi diri diri kız çocuklarını toprağa gömmek. Tam aksine babasına Fatıma müjdelendiğinde, babasının yüzü aydınlanmıştı. Peygamberin soyu ondan devam edecek ve zulme kıyam eden Hüseyin gibi yiğitler yetiştirecekti Fatıma.

 

Onun hayatı, “Müslüman olan kadınlar için” örnek bir hayattı. Çok uzun yaşamadı ama kısa ömrüne koca bir örneklik sığdırdı. Mekke’de Müslüman olmanın zorluğunu birebir babasıyla yaşadı. Annesi, ambargo yılının ardından yürümüştü Rabbine, o yılın adını “Hüzün yılı” koyarak. Hz. Hatice’den almıştı temel aile terbiyesini. Annesizliği yaşadı iliklerine kadar. Babasına peygamberlik verildiğinde koşup oynayacak yaşlarda olmasına rağmen, büyük davanın büyük sorumluluğunu omuzlarında hissetmişti. Müslümanların zayıf ve sıkıntılı günlerinde babasına destek verip yardım edebilmek için çırpınıyordu küçük kalbi. Babasının ve Müslümanların çektiği acılara en az onlar kadar o da ortak oldu. Babasına yapılan eziyetlere tanıklık ederek büyüdü. Bu nedenle akranlarından daha erken olgunlaşmış, babasının annesiolmuştu. Babasının başına toprak attıklarında koşup temizleyendi. Babasının başına saçılan toprakları temizlerken ağlıyordu. “Üzülme“, dedi babası “Allah babanı koruyacaktır.”

 

Babası, Medine’ye hicret ettikten sonra. Hz. Ali, Ali’nin annesi ve Ümmü Eymen ile birlikte o da düştü hicret yollarına. Hicret…

Sözlükteki anlamı, kişi veya kişilerin bulundukları yerden göç yolu ile ayrılmaları olsa da hicret, Allah için safını belirlemenin, batılın her türlüsünden hakkın safına hakça geçişin adıdır. Hicret, Allah’a koşmanın, küfre, batıla, yanlışa, çirkine, kötüye tavır alışın, boyun eğmemenin destansı anlatım şeklidir. Hicrettir insanı yüksek ideallere kavuşturan. Sevdaysa insanı yollara düşüren, hicret yolculuğudur vuslat anını bayrama çeviren.

Önce cahiliyeden hicret edilmiş, toplumun insan fıtratına aykırı örf ve ananeleri terk edilmişti. Beşer ideolojisinden İslam şeriatına hicret edilmişti önce. İnancı yaşama ve yayma umutları tükenince Mekke’de, “Yeryüzü Allah’ındır” diyerek düşülmüştü yollara. Allah için, Allah adına engelleri terk etmenin adıydı hicret…

Medine’de birçok taliplisi oldu. İlahi irade, onun Hz. Ali ile evlenmesini istemişti. Sade bir düğün, sade bir çeyiz ve sade bir gelin. Hz. Fâtıma ve Ali, örnek bir İslâm ailesi oluşturdular.

Babasının ilgisi, o evlendikten sonra da aynen sürüyordu. Hz. Peygamber, bu yeni yuvaya çok önem veriyor; İslâm ümmetinin geleceğini, bu yuvanın etkileyeceğini bilerek onları yönlendiriyor, eğitiyordu. O, Babasından öğrendiklerini hanımlara aktarmada gayret ediyordu.

Bununla beraber O, Peygamber kızı olmanın ayrıcalığını dünyalık anlamında hiç yaşamadı. Babası devletin reisi olduğunda da…

Sadakatli, vefakâr, kanaatkâr, sabırlı bir ev hanımıydı. Bir gün Hz. Fatıma, aç olarak babasının yanına geliyor; açlıktan rengi çekilmiş, sararmıştır. Peygamberimiz, mübarek elini kızının göğsüne koyup şöyle dua ediyor: “Ey açları doyuran, ihtiyaçları gideren Allahım! Muhammed’in kızını aç bırakma.” (Taberani)

Evde, ev işlerine gücünün yetmediğini gören eşi Hz. Ali, “Babandan hizmetçi istesen” dedi.

Fatıma (r.anha) babasına durumunu söyleyince babası, şu tavsiyede bulunacaktı:

“Kızım, ‘Subhanallah, elhamdulillah ve Allahu ekber’ tesbihleri sana yeter”demişti. Elbette manasını bilmeden “git akşam sabah bunları sayıya mahkûm ederek çek” demek değildi bu. Manalarını hayatına hâkim kıl. Bu tespihlerin manasınca yaşamak, istikamet üzere yaşamak demektir. Hz. Ali ile evliliği vefatına kadar süren Hz. Fâtıma’nın, Hasan, Hüseyin, Muhsin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adında üçü erkek ikisi kız, beş çocuğu oldu. Resulullah’ın soyu, Hasan ve Hüseyin kanalıyla devam etti. Çocuklarının her birini İslâm ahlâkı ve üstün ilimle yetiştiren Hz. Ali ve Fâtıma, kendilerinden sonra İslâm bayrağını dalgalandıracak Hz. Hüseyin ve Zeynep gibi fertler kazandırdılar ümmete. Babasından sonra altı ay yaşadığı rivayet olunmaktadır. Ramazan 632 günü veda etti dünyaya. Cenaze namazı, Hz. Ali -diğer bir rivâyette ise amcası Hz. Abbâs- tarafından kıldırılmıştır. Vasiyeti gereği Hz. Ali’nin gecenin karanlığında defnettiği yer, Medine’de Baki mezarlığındadır…

Peki, onu “Fatıma” yapan özellikler nelerdi? Peygamber kızı olması değildi elbette.

Örnek almak,

O’nu çağa taşımak,

Önder edinmek için onu Fatıma yapan özelliklerini bilmek gerekir.

Öncelikle kelime-i tevhid ile safını belirledi. Babasının çağrısını duyduğu halde kabul etmeyen evlatlar gibi olmadı. Peygamber çocuğu olmak yeterli değildi, iradesi ile tevhid çağrısını kabul gerekiyordu.

Nuh (as)’ın oğlu gibi. Konuyu ayetler şöyle haber veriyor:

“(42) Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh, bir kenara çekilmiş oğluna: Yavrucuğum, bizimle bin, kâfirlerle olma, diye seslendi.

(43) Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. Nuh: Bugün, Allah’ın kendisine acıdığından başkasının tutunacağı bir yer yoktur, derken aralarına bir dalga girdi de o da boğulanlardan oldu.

(44) Ey yeryüzü suyunu yut, ey gök tut, denildi. Su çekildi, emir gerçekleşti, gemi Cudi’ye oturdu. Ve şöyle denildi: Kahrolsun zalim toplum!

(45) Nuh, Rabbine yalvararak şöyle dedi: Rabbim, Şüphesiz oğlum benim ailemdendir ve şüphesiz senin vaadin de gerçektir. Sen, hüküm verenlerin en doğru karar verenisin! 
(46) Allah: Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildi, çünkü doğru olmayanı yaptı. Öyleyse, bilmediğin şeyi benden isteme. Cahillerden olma diye sana öğüt veriyorum, dedi.” (Hud Sûresi)

“La İlahe İllallah” derken ne dediğinin, neyi göğüslediğinin farkındaydı O.  Babasının imanıyla kendisi kurutulamazdı bunu biliyordu O. Tercihini haktan yana yaparken aslında dünyayı karşısına aldığını da biliyordu.

1.O, bir babanın kızıdır.

Genç kızdır. Safını imandan yana, tevhidden yana belirleyen bir genç kızın nasıl olması gerektiğinin örneği ve önderidir.

Edebiyle bir genç kızdır,

İffetiyle bir genç kızdır,

Fedakârlığıyla bir genç kızdır… Aslında annesi de oldukça zengindir ama O, gereksiz isteklerde bulunmamıştır. Davanın ihtiyacı varken özel istekleri gündeme getirmek, tevhid ehline yaraşmaz, biliyordu.

Şimdi sırada sen varsın genç hanımefendi? Tercihini yaptıysan şimdi sıra sende. İman ettin ya; örneğini, modelini, idolünü belirledin demektir. Çağa Fatıma olmanın zamanıdır şimdi.

2.O, bir eştir!

 “İyi kadınlar, gönülden (Allah’a) boyun eğen, Allah’ın koruduğu gizlilikleri koruyanlardır.” (Nisa, 34)

Allah, hakları taksim edendir. İman eden kadın ve erkek, bu taksimden razı olandır. İslam’da aile, evde hak savaşları yapılan bir muharebe meydanı değil, hak hukuk gözetilen huzur yuvasıdır. Ayetlerde karı koca görevleri şöyle özetlenmiştir:

 

İki Ayrı Cinsin Ayrı Görevleri

 

Kur’ân, yukarıdaki iki âyetle kadınla erkeğin birbirine ve dolayısıyla aileye karşı görevlerini özetlemiştir. (Nisa, 34-35)

Erkeğin Görevi:

a) Karısının nafakasını ve zarurî ihtiyaçlarını karşılamak,

b) Elindeki mal ve parayı bilerek ve ölçülü biçimde harcamak,

c) Karısının ev dışındaki işlerini yürütmek, onu gözetip korumak,

d) Karısını kendine sadık bir yardımcı saymak, bu konudaki noksanlıkları en güzel ve genel anlamdaki söz ve buluşlarla gidermeye çalışmak,

e) Evini ihmal etmemek, hem kendisinin hem de karısının ve çocuklarının günlük hayatını düzenli yürütmeye çalışmak, bunun için kendisini örnek sayılacak düzeyde tutmak…

 

Kadının Görevi:

a) Güzel huy, iyi ameli âdet edinmek,

b) Dine, örfe ve akla uygun hususlarda kocasına itaat etmek,

c) Namus ve iffetini, kocasının şeref ve itibarını korumak,

d) Kocasının gıyabında hem kendini hem de onun mal ve namusunu muhafazaya çalışmak,

e) Kocasının irşad ve murakabesine gönül kapısını açık bulundurmak…

Onun, kocasına itaat ederken baz aldığı ölçü Allah’ın koyduğu sınırlardı.

“32— Ey Peygamber kadınları! Sizler, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz; Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklere karşı) kırıtarak ko­nuşmayın, sonra kalbinde (şehvetten arız) hastalık bulunan kimsede arzu uyanabilir. Güzel, ölçülü (ağır başlı) söz söyleyin.

33— Evlerinizde vakarla oturun; eski cahîliyet günlerindeki gibi kırı­tarak (sokaklarda) süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt (Pey­gamberin ev halkı)! Allah, elbette sizden her türlü çirkinliği, murdarlığı gidermek ve sizi tertemiz (pâk ve nezîh) yapmak ister.

34— Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmetini hatırlayın; şüp­hesiz ki Allah, her şeyin inceliğini, esrar ve hikmetini bilir, her şeyden ha­berlidir.” (Ahzab Sûresi)

 Ehl-i Beyt: Hz. Peygamber (s.a.) ile sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların ümmetin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)’den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.), altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)’nın kapısına uğrar ve şöyle derdi: “Namaz ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.”

a) Herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Bu hitap, Ehli Beyt nezdinde tüm iman edenleredir. Hz. Fatıma, bu farkı ortaya koymada zamanın genç kızının örneğidir.

b) “Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklere karşı) kırıtarak ko­nuşmayın, sonra kalbinde (şehvetten arız) hastalık bulunan kimsede arzu uyanabilir. Güzel, ölçülü (ağır başlı) söz söyleyin.”

Allah’tan korkuyorsanız! Önemli bir vurgu! “Gerçekten Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko­nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın.” Yeri gelmiş Hz. Fatıma, mescitte hitap etmiştir ama vakarından ödün vermeden.

c) “Evlerinizde vakarla oturun; eski cahîliyet günlerindeki gibi kırı­tarak (sokaklarda) süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın.”

Öncelikle karargâhınız, evlerinizdir. Allah buyurmuşsa mesele bitmiştir. İhtiyaç hâsıl olur da dışarı çıkmanız gerektiğinde ise “Cahîliyet günlerindeki gibi kırı­tarak (sokaklarda) süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın.” İslâm’dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye, İslâm’dan önceki kâfirlerin yoludur. Teberrüc, kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun­masıdır. Kadınsı hareketleriyle kadınlığını öne çıkaran giyim tarzıyla giyinmesidir. Giyim ölçülerinizi, İslam dışı odaklar belirlemesin. Hicap, kadının dişiliğini kapatıp kişiliğini öne çıkarmasıyla ifa edilmiş olur.

Çağa Fatıma’nın mesajını taşıyan mümin genç kız, ilahi mesajların muhatabı, sensin!

d) “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.”

 e) “Allah’a ve Peygamberine itaat edin.”

Ey Fatıma’nın örnekliğini çağa taşımaya azmetmiş genç kız! Bakma sen, peygambersiz bir din algısı yerleştirmeye çalışanlara. Peygambersiz dini yaşamak mümkün değildir. Allah ve Rasulü hayat için bir söz söylediyse, iman eden için artık başka bir alternatif yoktur.

f) “Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmetini hatırlayın.” Gündemini ayetlerin belirlediği evler, Allah’ın razı olduğu evlerdir. Hikmetlerin kavrandığı evler, Allah’ın olmasını istediği evlerdir. Bahsi geçen ayetlerin canlı şahitliğini yapan bir eşti Hz. Fatıma…

3.O, bir annedir.

“Ana olmak”, cennetin, ayakları altına serilen kadın demektir. Kul yetiştiren, derdi, davası olan kadındır O.

Ana olmak demek, toplumun şekillenmesinde aktif rolü olan kadın olmak demektir.

Hüseyin yetiştirmek demektir, Yezidlerin korkulu rüyası olan. Kıyam eri büyütmektir, ninni ninni. Zulme meydan okuyan cesaretli kahramanların eğiticisi olmaktır. Zeynep doğurmaktır küfre inat. Fatıma olmak demek, eğilmeyen erlerin anası olmak demektir.

Fatıma olmak;

Sabrı kuşatmaktır.

Fatıma olmak;

Tevekkül sahibi olmaktır.

Fatıma olmak;

Fedakarlık demektir,

Diğerkamlık demektir.

Fatıma olmak;

ANA olmaktır…

Yazar Sabiha Ateş Alpat’ın  “Müslüman Kadının Davası Tevhid” kitabından alıntıdır.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız