Dava Yolunda Kardeş Olmak
Hiç şüphesiz inananlar kardeştir. "Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup, düzeltin ve Allah'tan korkup,sakının; umulur ki esirgenirsiniz."

Hiç şüphesiz inananlar kardeştir. “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup, düzeltin ve Allah’tan korkup,sakının; umulur ki esirgenirsiniz.”

(Hucurat; 10)

Buyruk bu ya artık inananlar için kan bağı, ulus birliği önemli değildir. Önemli olan aynı akidenin kardeşleri olmaktır. Aynı inancın, aynı davanın sahipleri olmak, Tevhid davasını tüm dünyaya ulaştırmak ve Allah’ın kanunlarının yeryüzüne hâkim olması için cihat etmek her mümin üzerine bir vecibedir. Hal böyle olunca dava yolunda kardeşler edinmek zarurettir. İslam davasının yükünü beraber kaldırmak için. Davayı duymayanlara taşımak için, yeryüzünde yalnız Allah’ın (cc) dediği olması için.

Tevhid inancının ikrarı aynı zamanda şirk ile mücadelenin ilanıdır. Yer yüzünün ıslahı tek başına yürütülemeyecek kadar büyük ve zorlu bir iştir. “Ey örtünüp bürünen Muhammed! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kur’an oku. Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahy edeceğiz. Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.”(Müzemmil; 1-7) Bu sure ile İslâm’a davette yeni bir safha açılmıştır. Allah Teâlâ, Resulüne artık yatıp uyumak zamanının geçtiğini, müşriklerin çıkaracakları büyük zorluklara hazırlıklı olmak için bazı ruhi hazırlıkların yapılması gerektiğini bildirir. Gecenin ibadetle geçirilmesi lâzımdır. Namaz kılınmalı, ağır ağır, tane tane Kur’an okunmalıdır. Bunun gece yapılmasının sebebi, gecenin huşu içinde ibadet etmeye elverişli olması yanında, artık gündüz için yoğun bir tebliğ faaliyetinin bulunmasıdır. Bu çetin mücadele esnasında, zorluklara karşı sabırla hareket edilmeli ve bir an olsun Allah Teâlâ’dan gafil olunmamalıdır. Ayrıca, Allah yolundan alıkoyan her şey terk edilmeli ve O’na yönelinmelidir. (Basairul Kur’an, Ali Küçük)

İşte tam da bunun için dava yolunda kardeşler edinmek zorundayız. Firavunlarla mücadele destek ister. Hz Musa, Firavun ve sistemiyle mücadele etmekle görevlendirildiğinde dedi ki;

“Kendi ailemden bir yardımcı ver. 
Kardeşim Harun’u
Onunla beni güçlendir.
Onu görevim de bana ortak et
ki seni çokça tesbih edebilelim.
Ve seni çokça zikredelim.” (Ta-ha; 29-34)

Davanın yükü ağırdır, sırt sırta verip ilahi rızaya beraber yürümek için dava kardeşine ihtiyacımız var. Dava kardeşine ihtiyacımız var çünkü ayağımız kayarsa birine tutunmamız ve birinin biri tutması şarttır. Dava kardeşine ihtiyacımız var çünkü bu yükü yalnız taşımak mümkün değildir. Hz İsa’nın mücadelesinde de aynı yöntemi görüyoruz. “İsa, onların küfrünü hissedince:

 -Allah uğrunda bana yardımcı olacak kim vardır? dedi. Havariler de şöyle cevap verdiler:

 -Biz Allah’ın (dininin) yardımcılarıyız, Allah’a iman ettik, O’na teslim olduğumuza da şahit ol!” (Al-i imran; 52)

Peygamberimiz (sav)  görevlendirildiğinde de yaptığı gibi. Ebu Bekr’i, Hz Hatice’yi, Hz Ali’yi (R.anhum) vs yanına aldığı gibi. Her kesimden her yaşta olanlara ihtiyaç var. İlk Müslümanlara baktığımızda fakir, zengin, hür, köle, çocuk, genç ihtiyar…

Tevhid mesajının taşınmasında herkesin, her kesimin yapacağı işler vardır. Bu nedenle dava kardeşleri edinilmek kaçınılmazdır. Aynı zamanda bu, nebevi yöntemin gereğidir.

İslam davası müminlerin omuzlarına yüklenmiş bir sorumluluktur. Hedef Allah’ın (cc) rızası, görev alanı tüm dünyadır. Çünkü “Yeryüzünde fitne kalmayıp din Allah’ın oluncaya kadar savaşın”(Bakara; 193) emri vardır. Mükâfat görevden daha büyüktür diyor Mustafa Meşhur. Hal böyle olunca bu büyük görevin altından yalnız kalkılamayacağı açıktır.

Hz Ali’nin de şöyle dediği rivayet edilir;
“Allah yolunda kardeşler edinin. Çünkü onlar hem dünya ve hem de ahiret için lazımdır”.

Tevhid davasını çağa hakkıyla anlatabilmek için Harun’ları yanımıza almamız gerekiyor.

Yeryüzündeki mazlumların kurtuluş umudu sadece İslam’dır. Beşer ideolojilerinin kurbanı olmuş nice insanın kurtuluş umudu İslam’dır.  İslam davsını bu yitik nesle taşıyacak olanlarda dava erleridir. Nebevi yöntemin gereği olarak önce kadro sonra mal ve can ile cihat edecek dava kardeşlerinin omuzlarında yükselecek bu dava.
Günü birlik işlerle bu büyük davayı çağa taşımak mümkün değildir. Bireysel çabalar İslam’ın istediği çaba değildir.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah’ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız.”(Al-i imran; 103)

Birlikte omuz verin, birlikte yürüyün. “Allah’a ve Peygamberi’ne itaat ediniz. Aranızda tartışmaya, çekişmeye düşmeyiniz. Yoksa moraliniz bozulur, hızınız kaybolur. Sabrediniz. Çünkü Allah sabırlılar ile beraberdir.” (Enfal; 46)

Dava kardeşliği demek;
Tevhid akidesi ile bir araya gelmiş, İslam’ın hâkimiyeti için yürek birlikteliği yapmak, mal ve can ile bende kardeşimin yanındayım demektir. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide; 35)

Dava kardeşliği demek;

Allah (cc) adına bir araya gelmiş, Allah’a verdikleri söze sadık, yıkılmayan bina demektir;

“Doğrusu Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saf; 4)

Hiç bir dış etkenin yıkamayacağı kadar sağlam, aralarından fitne sızmayacak kadar sıkı birlikte olmakla gerçekleşir.

Dava kardeşliği demek;

Davanın neferi olmuş dünyalık hiç bir mazereti (Şer’en olanlar hariç)  davasına engel saymayanlar topluluğu demektir. Kolayınıza da gelse zorunuza da gitse mutlaka Allah yolunda nefer olup sefere çıkınız. Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe; 41)

Dava kardeşliği demek;
Mücadele ederken kardeşe yük olmak değil yük almak demektir. Kardeşi kendine tercih edebilecek kadar yüksek bir gönle sahip olabilmek demektir. Yermük Savaşı’nda, Haris bin Hişam, İkrime bin Ebî Cehil ve Süheyl bin Amr (r.anhüm) akşamüzeri ağır yaralar alarak yere düştüler. Haris bin Hişam içmek için su istedi. Askerlerden biri ona su götürdü. İkrime’nin kendisine baktığını görünce: 
“Bu suyu kardeşim İkrime’ye götür” dedi. İkrime suyu alırken, Süheyl’in kendine baktığını gördü, suyu içmeyerek: 
“Bu suyu götür, Süheyl kardeşime ver” dedi. Fakat su, Süheyl’e yetişmeden Süheyl ruhunu teslim etti. Bunun üzerine suyu taşıyan kişi İkrime’ye koştu. Fakat İkrime de şehit olmuştu. Hemen Haris’in yanına koştu. Haris de son nefesini vermişti. Kardeşi kendine tercih etmenin en mükemmel örneklerinden bir örnektir bu. Bizlerin buradan çıkarması gereken çok dersler vardır.

Dava kardeşliği demek;
Aralarında çıkan  sorunları, meseleleri ayrılmak sebebi kılmadan Allah’a ve Resulüne havale ederek çözüp yola devam etmek demektir. “Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.” (Nisa; 65)

İnsana küsülebilir ama davaya küsülmez ve bu sebeple dava güçsüzleştirilemez.

Bize düşen asırlar sonrasından kadroya dâhil olup hesap gününe davayı omuzlamışlar olarak çıkmaktır. Yük ağırdır, yol zorludur. Sarp yokuşu tırmanabilmenin en önemli faktörlerindendir dava kardeşliği.Taşınması gereken bu yüke omuz veren kardeşlere selam olsun.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız