İnsanlık tarihinde insanoğlu hiçbir zaman başı boş bırakılmamış, ilahi mesajları içeren kitaplarla muhatap olarak alınmışlardır. Zira Allah (cc) uyarıcı göndermediği bir topluluğa ceza vermez, mesajını iletmediği bir topluluğu sorumlu tutmaz.

"Doğru yola giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez.Biz, elçi göndermedikçe azap etmeyiz.” (İsra Suresi; 15)

Kimi, zaman suhuflar, kimi zaman kitaplar gönderdi peygamberler aracılığı ile. İlahi mesajın adı bir zamanlar “kanun kitabı” anlamına gelen Tevrat idi. Diğer zaman “Yol gösterici” anlamında İncil.

Allah son mesajını tüm insanlığa gönderdi. Son kez konuşacaktı kullarıyla. Artık ne bir peygamber ne de bir kitap gelmeyecekti; bu nedenle tüm çağlara hitap etmesi gerekiyordu. İşte bu yüzden son mesaj, evrensel bir içeriğe sahipti. Kıyamete kadar geçerli olacak hüküm ve ilkeler siyasetten, ticarete, evlilikten boşanmaya. Savaş hukukundan barış hukukuna vs. hayatın her alanıyla ilgiliydi.

 Özeliklerini ifade eden birçok ismi vardı son kitabın. Bir ismi de Furkan’dır. Kur'an hem hakkı batıldan ayırır hem de batıldan ayrılır. Çizgisi netti; “Sizin ki size benimki de banadır." (Kafırun Suresi) diyerek net bir tavır sergileyip, beşerî olan her türlü ilke ve değerden(!) beri olduğunu ilan ediyordu.  Furkan’dı kitabın diğer bir adı ve   ayıran demekti. Hakkı batıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, hayrı şerden, sevabı günahtan, helâli haramdan, güzeli çirkinden ayıran, her birinin sınırını belirlemişti.

 "Feyiz ve bereket, azamet ve kudret sahibi ne yücedir ki (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, helâli haramdan ayıran) Furkan'ı, milletleri (tut­tukları yolun tehlikesine karşı) uyarıcı olsun diye kulu (Muhammed'e) in­dirmiştir"(Furkan Suresi; 1)

Ayetin tefsirinde Merhum Seyyid Kutup şöyle diyor;

"Burada Kur'an, "ayırıcı", "ayıraç" (Furkan) adı ile anılıyor. Çünkü bu kitap doğru ile eğriyi (Hak ile batıl'ı) ve doğru yol ile sapık yolu birbirinden ayırır. Hatta o, yaşama tarzları ile insanlık tarihinin dönemlerini de birbirlerinden ayırt eden bir kriter işlevi görür. Çünkü Kur'an, gerek vicdanlara egemen olan değerler sistemi anlamında ve gerekse pratik hayata yansıyan somut uygulamalar anlamında belirgin ve kendine özgü bir hayat tarzının ana hatlarını çizer. Öyle ki, bu hayat tarzı, insanlığın daha önce tanıdığı diğer hayat tarzları ile karıştırılamaz. Yine bu kitap, insanlık tarihinin daha önceki hiçbir dönemi ile karıştırılamayacak olan hem duygu ve hem de pratik uygulamalar düzeyinde kendine özgü olan ayrı bir tarih dönemini temsil eder. İşte Kur'an bu geniş ve yaygın anlamda bir "ayırt edici", bir "ayıraç “tır." (1)

Tevhidi şirkten ayırandır Furkan.

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka (ibadeti, itaati hak eden) hiçbir ilah yoktur. O, (özünde merhamet sahibi olan) Er-Rahmân, (rahmetini kullarına eriştiren) Er-Rahîm’dir. (Bakara Suresi; 163)

Tevhid; yaratmada  ve yönetmede, hükmetmede ve kanun koymada  Allah'ı birlemek demektir.

..."İyi bilesiniz ki yaratmak da, emretmek yetkisi de O’na mahsustur"(Araf Suresi; 54) Örneğin göze görme hükmünü veren Allah’tır, aynı zamanda nereye bakıp bakamayacağının kanunu da koyan Allah'tır. Kulağa duy hükmünü veren Allah, neleri dinleyebileceği konusunda kanunu da koyandır. Dile konuşma hükmünü veren Allah, neyi nasıl konuşması gerektiği hususunda kanununu da koyandır vb. Çünkü malik O’dur melikte O'dur. Sahip O (cc) olduğu için yetkide O'nundur (cc).

Tevhid demek; ibadet kastı taşıyan tüm amelleri sadece Allah için yapmak demektir. Her gün namazlarda ilan ettiğimiz "Yalnızca Sana ibadet ederiz"  (Fatiha Suresi; 4) bu hakikati  unutmamamız açısından tekrarlanmaktadır.

Furkan hakkı batıldan  ayıran demektir.

Hakkı batıldan kesin hatlarla ayıran Furkan’ı (vahiy) kuluna indirmiştir. Hak nedir batıl ne?  İman eden için tek ölçü "Furkan" olan Kur’an'ın ölçüsüdür.“İşte bu Benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın.” (Enam Suresi; 253)

Furkan olan Kur'an   helal ile haramın arasını ayırır.

"De ki: “Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben okuyup açıklayayım." (Enam; 151) Helal ve haram kılma yetkisi Allah'ındır. Kimse Allah'ın haram dediğini meşrulaştırma yetiksine sahip değildir. Kim teşebbüs ederse ilahlık taslamış olur.

Furkan olan Kur'an iyi ile kötüyü ayırır.

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”(Bakara Suresi; 177)

İman eden, iyi ve kötünün kriterlerini kendisi belirlemez, iyi ve kötünün ana ilkelerini Furkan'dan alır. İslami ölçülere dikkat edilerek iyi ve kötünün tarifini yapmak imanın gereğidir. Mesela beşer kaynaklı bir sisteme iyi denir mi? Allah’ın ceza yasasına uymayan bir cezaya oh iyi olmuş denebilir mi?  vb...

Furkan güzel ile çirkini ayırır!

Modernizmin ön gördüğü güzellik anlayışında hep başkalarının beğenisidir ölçü. İç huzuru yakalayamayan insan beğeni almak için kendine yabancılaştıkça manen batıyor. Müminlerin bir derdi vardır; Allah'ın güzel demesi beğenmesi ve kabul etmesi. Bu sebeple müminlerin Allah'ın beğenisini almayan hiçbir şeyi güzel bulmazlar.

Örneğin İslam’ın fıkıh ölçülerine uymayan bir kıyafete güzel deme hakkımız var mı? Seküler ölçülerle dizayn edilmiş bir evin cazibesine kapılarak güzellik ölçüsü belirlenebilir mi? İslam'ın ölçülerinin ala bora edildiği bir düğünden eğlenmiş olarak dönerken çok güzeldi değerlendirilmesi yapılabilir mi? Allah'ın kanunlarının hiçe sayıldığı sistemin adı her ne olursa olsun bu daha güzel denebilir mi?

Son olarak merhum Ali KÜÇÜK   hocamız konuyla ilgili ayetin tefsirinde şöyle diyor;Öyleyse Furkan olan bu kitabı tanımadıkça, bu kitap rehberliğinde bir hayat yaşamadıkça kesinlikle bilelim ki yolumuzu görmemiz, hak ve bâtılı tanımamız, bâtıllardan uzaklaşıp hakka ulaşmamız mümkün olmayacaktır. Ve toplum olarak bu Furkan olan kitaba müracaat etmedikçe, her şeyden önce bu Furkan ne diyor? demedikçe kesinlikle bilelim ki hiçbir problemimizi çözemeyiz. Hiçbir doğruya ulaşamayız. Allah’ın Furkan olan bu kitabıyla görür, düşünür olmadıkça ne kendimizi ne aile hayatımızı ne toplumsal hayatımızı ne hukukumuzu ne eğitimimizi düzlüğe çıkarmamız mümkün olmayacaktır.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız