Hayatıma Karışma; Deizm
Yüzümüzü batıya döndüğümüz günden beri maddi ve manevi hastalıklarımızın hızla çoğaldığı bu günlerde bir yenisi eklendi hastalıklarımıza. Adının, daha doğru bir ifade ile; moda olan akımın, trend olan düşünce ve yaşam biçiminin DEİZM olduğunu fısıldadılar; sihirli kavramlarını kullanarak kulaklarımıza.

Modern çağ, sihirli kabul edilebilecek kavramlar ile insan aklını etkisi altına almayı amaç edinmiş bir dönemdir. Gün geçmiyor ki, bu zihniyetin ortaya attığı bir batıl gündemimizde yer etmesin. Aslında ortaya atılan şeyler yeni değil, sadece eski ve tek millet olan küfrün ambalaj değiştirmiş hali. Yüzümüzü batıya döndüğümüz günden beri maddi ve manevi hastalıklarımızın hızla çoğaldığı bu günlerde bir yenisi eklendi hastalıklarımıza. Adının, daha doğru bir ifade ile; moda olan akımın, trend olan düşünce ve yaşam biçiminin DEİZM olduğunu fısıldadılar; sihirli kavramlarını kullanarak kulaklarımıza. Adının yeni olmasından yeni bir hastalık olduğunu zannetmeyin. Kaynağı eski bir illet… Ne acıdır ki bu akım; gençleri özellikle Müslüman ailelerin çocuklarını hızla etkisi altına almaya başlamış durumdadır. Deizm için, Modern bir akıl sapması tanımı yerinde olacaktır.  Kaynağı Hristiyan batı dünyası olan bu akımın ne olup ne olmadığını, özellikle Müslüman ebeveynleri bekleyen tehlikenin gündemimizde yer bulması amacıyla ortaya koymak istedik.

Deizm nedir?

Tanrı manasına gelen ve Latince bir kelime olan deus kelimesinden türetilen deizm, tanrıya inananlar anlamına gelmektedir. Deistler kendilerini doğal dinin mensupları olarak görürler. Hristiyan Katolik mezhebinin baskıcı uygulamalarına tepki olarak ortaya çıkmış felsefi bir akımıdır. Kaynaklara göre, bu akımın ortaya çıkışı 16. yüzyıla, düşünce sistemi olarak insanları etki altına almaya başlaması ise 17. yüzyıla dayanmaktadır. Bir yaratıcıyı inkâr edemeyenler, O’nun varlığını kabul edip, vahiy kaynaklı dinleri inkâr etmişlerdir.  Ateizm den daha hızlı yayılmasının en önemli nedeni de budur. Zira insan, fıtratı gereği bir yaratıcısı olduğunu bilmeye programlanarak yaratılmıştır. Dinlerin özünün her zaman ve her yerde var olduğunu, lakin din adamlarının ve yöneticilerin onları suiistimal etmesiyle bugünkü dinlerin meydana geldiği görüşünü savunurlar.  Kâinata karşı pasif (haşa) olan bir tanrı tasavvuru, insanların hayatına müdahil olmayan bir tanrı inancına sahiptirler. Dolayısıyla böyle bir tanrının, peygamber ve kitap göndermiş olma durumunu kabul etmezler.  Yaratıcıyı kâinattan tamamen ayrı bir varlık olarak görürler. Vahiy yoluyla gelen tüm kural, kaide ve bilgilerin, kendilerine din adamı denilen grup tarafından topluma dayatıldığı düşüncesine sahiptirler. Deizmin bir başka iddiası da mücerret aklın, hakikati bulabileceği, dolayısıyla peygamber gönderilmesine gerek olmadığı yönündedir. Bunların asıl ortaya çıkış noktasını, insanın üzerinde bir otorite olamayacağı düşüncesi oluşturur.

Durum Avrupa da böyle bir seyir izlerken, bizi asıl ilgilendiren, Anadolu da yani Müslüman halk üzerinde nasıl yayıldığıdır. Yahudi ve Hristiyan halkın, tahrif edilmiş ve insan fıtratına yetemeyen dinlerinden kaçış noktası olan deizm, nasıl olmuştur da Müslümanlar arasında dile getirilmiştir. Bu ve buna benzer akıl sapmalarının İslam dünyasında yaygınlık kazanması ilk olarak sistem üzerinden sağlanmıştır. Laiklik ile başlayıp, demokrasi ile devam eden bu süreç, inanç dünyamızı derinden sarsmıştır.  Dinin devletten ayrılması, laiklik, halkı hızla dininden ve değerlerinden uzaklaştırıp seküler algıya muhatap kıldı. Böylece; yeni hayatlarında Kur’an’ dan, onun öğretilerinden uzaklaşmaya başlayan insanlar; şartlara uygun bir din anlayışı geliştirdi. Mescitlere ve mabetlere sıkıştırılmış, ramazan aylarında, cenaze merasimlerinde hatırlanan, sokağa, çarşıya, ticarete, idareye karıştırılmayan bir din, dünyevileşme hastalığına kapılan Müslümanların hoşuna gitti. Fakat bu din anlayışının günün birinde yeni nesli küfre sürükleyecek bir tehlike taşıyacağını düşünemediler. Din adına, dinde olmayanları hatta yasaklanmış olanları bile inanç diye kabul ettiler. Nihayetinde; fıtri ihtiyaçlara cevap veremeyen, sadece seccadeye, camiye, yaşlılara hitap eden bir din ortaya çıktı. Tıpkı Hristiyanların yaptığı gibi din olmayan hurafeleri din adına insanlara öğrettiler. Kendi ürettikleri bu dinde tutarsızlık, fıtrata aykırılık, ihtiyaca yetememe durumları baş gösterince bunun faturası, yeni gelen nesil tarafından İslam ve Kur’an’a biçildi. Dinsizlik küfrüne kayma eğiliminde olanlarında bu durum işine geldi tabi. Zira bizi Hristiyan ve Yahudilerden ayıran en önemli şey kutsal kitabımızın Allah (cc.) tarafından korunmasıdır.  Cevap arayan ona başvursa idi doğru yolu bulacaktı.  21. yüzyıla gelindiğinde ise, baş döndürücü bir biçimde gelişen teknoloji ile insanlık daha önce görülmemiş bir fikri hastalığa sürüklendi. Akıl her şeyden üstündür, tek başına akıl insana yeter hastalığı. Artık bu çağın fertleri Allah’ı tamamen hayatlarından çıkarmayı amaç edindiler. Özgürlük adı altında yayılmasına çalışılan bu küfür düşüncesi yeni nesil için büyük tehlike! Bana kimse kural koyamaz, hayatıma müdahale edemez, benim aklım bana yeter, ben mutlu isem gerisi önemli değil… Tüm bu kelimeler ne kadar da hayatın içinden değil mi? İşte bu sahte özgürlük anlayışı, kurallar koymuş bir ilahı hayatında istemiyor. Asıl mesele de budur… Kuralsız hesapsız yaşama özentisi insanı; peygamberleri inkara kadar götürdü. Bununla beraber, günlük hayatında, Allah ve peygamber yokmuş gibi yaşayan sözde Müslüman ebeveynlerin, büyüdüklerinde kuralsız yaşamak akımına kapılıp peygamberi inkâr eden çocukları olması kaçınılmaz bir son oldu. Benmerkezci keyif algısı ile şımartılarak büyütülmüş çocuktan peygamber ve kitaba itaati beklemek yanlış olurdu. Daha mutlu bir nesil hedeflemiştik, elimizde kalan ise, hiçbir şeyle tatmin olmayan, iman ve itaati reddeden bir nesil oldu. Müslüman ebeveynler olarak, acilen kendimize gelmeli, zürriyetimizin karşı karşıya olduğu bu büyük tehlikenin farkına varmalıyız. Dünya ile oyalanmak bizi o kadar meşgul etti ki; yanı başımızdaki çocuklarımızın hallerinden habersiz olduk. Bir anne olarak tavsiyem; çocuklarınızı dinleyin, onlara imanı telkin edin, düzenli aralıklarla sağlık taraması yapar gibi iman taraması yapın. Girdikleri ortamlarda ne türlü zehirli fikirlere maruz kaldıklarını tahmin dahi edemezsiniz.  Çözüm ve kurtuluş nedir?  Kendi ellerimizle yaptığımız hatalar sonucunda başımıza gelen bu beladan bizi ne kurtaracak?

Buna verilecek tek bir cevabım var: Alemlerin Rabbinin indirdiği Kur’an ‘a dönmek, onu hayatın her alanına müdahil ettirmek için çalışmak yani asla dönüş tüm hastalıklarımıza şifa olacak biiznillah. Uzaklaştıkça hasta olduğumuz kitabımıza; yaklaştıkça şifa bulacağız. Şunu da unutmayalım; adı her ne olursa olsun küfür her dönemde var olacaktır. Bugün deizm, ateizm yarın başka bir isimle... Bize düşen ise küfürle mücadele de Kuran’ın yolunu izlemektir.

Enbiya suresi 16. ve 20. Ayetler: Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik, bunu asla yapmayız. Bilâkis biz, hakkı bâtılın başına çarparız da onun işini bitirir; bir de bakarsınız ki bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! Göklerde ve yerde olanlar hep O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet etme hususunda ne büyüklenirler ne de yorulurlar. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tenzih ederler.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız