Hz. Asiye

Bir Saray Hanımefendisi Hz. Asiye

Firavun’un karısıydı O. Adı, Asiye.

Nasıl bir makamdır bu! Yüce Allah, inanan kadınlara Firavun’un karısını örnek gösteriyor. Örnek gösteren; Allah. Örnek gösterilen; Firavun’un karısı.

“Allah, inananlara Firavun’un karısını misal gösterir: O vakit o demişti ki: Ya Rab! Katında benim için Cennette bir ev yap!” (Tahrim, 11)

Kimdir?

Tarih ve tefsir kitaplarında ismi, Âsiye binti Müzahim b. Ubeyd b. Reyyan b. Velid şeklinde geçmektedir. Firavun’un amcasının kızı olduğu rivayetinin yanında, Hz. Mûsâ’nın kabilesine mensup olup onun halası olduğu da nakledilmiştir. Sosyal konumu; First Lady. Saray da yaşıyor. Hizmetçileri var. Devlet imkânlarından istediği gibi faydalanması elinde. Mısır’ın Kraliçesi. Tarih sahnesine, Mûsâ’yı evlat edinmek istemesiyle girdi.

Şimdi, ayetlerle örnek gösterilen hanımı okuyalım:

Firavun; Asiye’nin eşi. Dönemin Kralı. Ülkede ne diyorsa o oluyor. Kafasına göre kanunlar çıkarıyor. Halktan itaat istiyor, ceza hukuku belirliyor. Hükmünde kimseyi kendine ortak tanımıyor. Rivayete göre, rüya görüyor. Bundan dolayı da korkusundan İsrailoğullarının kız çocuklarını diri bırakıp oğlan çocuklarını boğazlıyor.

İleride Firavun’un rejimine karşı bir güç oluşturmamaları ve karşı koymamaları için onların çocukları boğazlanarak öldürülmüştü. Kız çocukları ise kendilerine ve ulusuna hizmet ederler, ayak işlerini görürler diye dokunul­mamış ve sağ bırakılmışlardı.

“Hani, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı bırakmak su­retiyle size çok ağır bir işkence çektiren Firavun hanedanından sizleri kurtarmıştık. Bu, sizin için Rabbinizden çok büyük bin imtihandı.” (Bakara, 49)

Firavun’un adamları, İsrailoğulları içeri­sinde hamile olan kadınlara eziyet etmeye başladılar. Öyle eziyet ediyorlardı ki, sonunda kadın, çocuğunu düşürüyordu. O sırada İsrailoğulları içerisinde bulunan yaşlılar ve ihtiyarlar; erkek çocuklarının öldürülmesi ve kadınların çeşitli işkencele­re tabi tutulmasından dolayı, onlar arasında da ölümler hızlan­dı.

Bunun üzerine Mısır’daki Kıptî liderler, İsrailoğulları içe­risinde doğan erkek çocuklarının öldürülmesini ve ihtiyarla­rın da ölüp gittiğini görünce, telaşa kapılarak hemen Firavun’un huzuruna çıkıp ona:

“Sen, İsrailoğullarının küçük çocuklarını öldürüyorsun. Üstelik ölüm, onların içerisinde bulunan ihtiyarlar ve yaşlılar arasında da meydana gelmeye başladı. Yakında bizim dışımızda işleri yapacak hiçbir kimsenin kalmamasından ve bundan dolayı da bütün işlerin bizim üzerimize kalmasından korkuyo­ruz. Sen, onların erkek çocuklarını sağ bıraksan iyi olacak” dediler.

Bunun üzerine Firavun, adamlarına; İsrailoğullarının er­kek çocuklarının hepsinin helak olmaması için, doğan erkek çocuklarını, bir yıl öldürmelerini ve bir yıl da sağ bırakmalarını emretti.

Ve Mûsâ (as) dünyaya geldi çocukların öldürüldüğü senenin içinde.

Hz. Mûsâ (as)’ın annesinin, doğum yapacağı zaman yak­laştığında, Firavun’un yapmış olduğu zulmü gördüğünden do­layı kederi ve tasası daha da artmıştı. Bunun üzerine Yüce Al­lah, onun üzüntüsünü gidermek için ona, (ilham vasıtasıyla) korkmamasını ve üzülmemesini vahyetti. Çünkü doğacak olan bu çocuğun durumu; büyük olacak, Allah onu Firavun’un tuzağından koruyacak ve daha sonra da onu peygamberlerinden kılacaktı.

“1- Tâ, Sîn, Mîm.

2- Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.

3- Biz, sana Mûsâ ile Firavun kıssasını, iman edecek bir kavim için gerçek yönüyle anlatacağız.

4- Gerçekten Firavun, ülkesinde zor­balığa kalkıştı. Ülkesinin halkını gruplara böldü. İçlerinden bir grubu eziyor, oğullarını boğazlatıyor, ka­dınlarını sağ bırakıyordu. O, gerçek­ten bozgunculardan biriydi.

5- Biz ise yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler ya­palım, onları varisler kılalım, istiyor­duk.

6- O ezilenlere, yeryüzünde imkân ve­relim; Firavun’a, Haman’a ve askerle­rine o sakındıkları şeyi, o ezilenlerin eliyle gösterelim, (istiyorduk.)

7- Mûsâ’nın annesine şöyle ilham ettik: Çocuğu emzir. Başına bir şey gelmesin­den korkunca da onu suya bırak. Sakın korkma ve üzülme. Biz, onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.

8- Firavun ailesi, ileride kendilerine düşman ve üzüntü sebebi olacak yavru­yu aldı. Şüphesiz Firavun, Haman ve askerleri suçlu insanlardı.

9- Firavun’un hanımı: Bu yavru benim için de, senin için de göz nurudur. Onu öldürmeyin. Belki bize faydalı olur ya da onu evlât ediniriz, dedi. Onlar, işin farkında değillerdi.

10- Mûsâ’nın annesinin gönlünde (evlâ­dından başka) hiçbir şey kalmadı. Eğer müminlerden olması için kalbine sabır vermeseydik, neredeyse Mûsâ’nın kendi çocuğu olduğunu açığa vuracaktı.

11- Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine: Onu takip et, dedi. O da Mûsâ’yı uzak­tan gözetledi. Firavun ve adamları işin farkında değillerdi.

12- Biz, Mûsâ’nın (annesinden) önce sütanneleri emmesine engel olmuştuk. Bu­nun üzerine Mûsâ’nın kız kardeşi: Sizin için ona bakacak ve şefkatle davrana­cak bir aile göstereyim mi, dedi.

13- Böylece biz, annesi sevinsin, üzülme­sin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye Mûsâ’yı kendisine geri verdik. Fakat onların çoğu hakkı bilmezler.

14- Mûsâ, ergenlik çağına erişip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. Biz, iyi­liklerde bulunanları böyle mükâfatlan­dırırız. (Kasas, 1-14)

 

Firavun’un tüm önlemlerine rağmen Mûsâ’yı sarayda büyüttüren Allah’tır. Onu büyüten saray hanımefendisi Asiye sultan, daha sonra Mûsâ’nın getirdiklerine iman edecek ve elinin tersiyle, elinde olan imkânları itecek ve sonra… Sonrası çok önemli elbet; Allah, onu kıyamete kadar inanan kadınların önüne rol model olarak koyacaktı. Asiye’nin imanı açığa çıkınca, Firavun, işkence seanslarına başlamıştı. Nöbetleşe işkence ediyor. İmandan döndürmek için akla hayale gelmedik yöntemler deniyordu. Dayanılmaz hal aldığında Asiye’nin dilinden şu cümleler dökülmüştü: “Allah, iman edenlere de Firavun’un karısını bir misal olarak verdi. Hani o: Ey Rabbim! Bana, ka­tında, cennette bir ev yap, beni Firavun’dan ve onun amelinden, beni zalimler güruhundan kurtar, demişti.” (Tahrim, 11)

Asiye, Mûsâ (as)’ın asasını yere atma kıssasını duyduğunda, ona iman etmişti. Bunun üzerine Firavun, ona ağır işkence ve azap etti. Fakat o, imanından dönmedi. İşte bu hadise; -Firavun’un karısına zarar vermediği gibi- küfrün bas­kısının müminlere zarar veremeyeceğini gösteren hadiselerden biridir ki o, kâfirlerin en azılısının nikâhı altında idi. Ve neticede Allah’a imanı sayesinde nâim cennetlerine girdi.

Zaten Asiye şöyle dua ediyordu: “Ey Rabbim! Sana yakın olanların derecelerinin en yücesinde, rahmetine yakın olacak şekilde bana bir ev yap, beni Firavun’un bizzat kendisinden ve ondan sadır olacak şer ameller­den kurtar, beni o zalimler güruhu Kıptî kâfirlerden kurtar.” Katâde şöyle dedi: “Firavun, dünyanın en mütekebbiri ve en kâfiri idi. Vallahi, hanımı Rabbine itaat edince kocasının kâfirliği ona asla zarar veremedi. Bunun hikmeti şudur: Bilsinler ki şüphesiz Allah, adaletle hükmeder, herkesi an­cak kendi günahı ile cezalandırır.”

İbni Cerir de şöyle dedi: “Firavun’un karısına güneş altında işkence yapılırdı. İnsanlar, yanından ayrıldıkları zaman melekler, kanatlarıyla gölge yaparlardı. Cennetteki evini görürdü. Bu ayet-i kerime, Firavun’un karısının Allah’a, öldükten sonra diril­meye, cennete, cehenneme, salih amelin cennete götüren yol, kötü amelin de cehennem ateşine girmenin sebebi olduğuna sıdk ile iman ettiğine delil­dir. Yüce Allah, Asiye’nin duasını kabul ederek kendisine ‘Başını yukarı kaldır’ diye vahyetti. Başını kaldıran Asiye, imanının, direncinin, sabrının, Firavuna boyun eğmemenin karşılığı olarak cennette kendisine verilen köşkünü gördü ve gülümsedi. Firavun şaşkın. Azap içinde gülümsüyor, diyerek ‘Deliye bakınız!’ diye bağırmıştı. Kimin deli olduğunu er geç anlayacak; ama bu anlamak, ona fayda vermeyecekti.”

 

Ayeti tekrar okuyalım: “Allah, iman edenlere de Firavun’un karısını bir misal olarak verdi. Hani o: Ey Rabbim! Bana, ka­tında, cennette bir ev yap, beni Fira-vun’dan ve onun amelinden kurtar, beni zalimler güruhundan kurtar, demişti.” (Tahrim, 11)

 

“İşte ben, sizin en yüce rabbinizim!” (Naziat, 24) diyecek kadar azgındı kocası olan Firavun.

 

Kıyamete kadar inanan kadınlara örnek olmak… Yüce Allah tarafından “Rızamı istiyorsanız şayet” diyerek işaret edilen olmak… Ve sonra, Son Elçi Hz. Muhammed (sav) tarafından taltif alması… Ve Allah’ın izniyle müjdelenmesi… Şöyle buyurmuştu Peygamberimiz: “Cennet kadınlarının en üstünleri; Hatice Binti Huveylid, Fatıma Binti Muhammed, Meryem Binti İmran, Firavun’un zevcesi Âsiye Binti Muzahim’dir.” (Ahmed B. Hanbel, Müsned, c.1, s.36; Hakim, Müstedrek, c.2, s.594)

 

Niçindi bu?

İman edip sebat ettiği için,

İman edip sabrı kuşandığı için,

İmanında sadıklardan olduğu için,

Allah’tan başka kanun koyucuların kanunlarını reddettiği için,

Allah’tan başkasına boyun eğmediği, itaat etmediği için,

İşkenceler karşısında yalnızca Allah’a sığınıp O’na tevekkül ettiği için,

Zulme “Hayır!” diyerek rıza göstermediği için,

“Yaratmak nasıl ki Allah’a aitse yönetmek te O’nun hakkıdır ve yalnızca O’na aittir” dediği için,

Kendisi ile Rabbi arasına giren kariyer, makam, köşk ne varsa elinin tersiyle itip “Bana Allah yeter” dediği için…

Sana örnek gösterilmiş ey bu çağda iman iddiasında bulunan kadın!

Bu nasıl bir makamdır? Bu nasıl bir mevkidir? Allah katından örnek gösterilmek…

Niçin? Çağa Asiye ol, diye. Safını netleştir diye. O görevini yapıp gitti; şimdi, sıranın sende olduğunu bil, diye.

Dinine engel olan eşin varsa, O örnektir,

Çağın Firavun’u karşına dikildiyse, o örnektir,

Dünyalıklar makam, mevki, şatafat karşına dikildiyse O örnektir…

Çağa Asiye olmak, şimdi senin görevindir. Bu nedenle Yüce Rabbimiz “Allah, iman edenlere de Firavun’un karısını bir misal olarak verdi” demişti.

Sabiha Ateş Alpat

Müslüman Kadının Davası kitabından alıntı.

Diğer Yazılarımız