İhlas
"İhlas ve ihlasın zıddı, kalbe sürekli olarak gelip gider. İhlasın yeri kalptir; ihlas ancak amaç ve niyetlerde yer alır. Tasdik eden ve riyadan uzak olan ihlaslıdır. Ancak bilinen şekliyle ihlas ismi bütün karışıklıklardan Allah Teâlâ’ya yaklaşma amacını içerir. " (Gazzali İhyau Ulimid din- IV,379)

İmam Ebu Hamid el-Gazali şöyle demiştir:

“Bil ki, başka bir şeye karışması düşünülen bir şeye, o başka şey karışmamış, ondan kurtulmuş ise buna ‘halis’ derler. Bu saf kalma ve karışmama fiiline de ‘ihlas’ derler.” 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Onların karınlarındaki yarı sindirilmiş (fışkı) ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz.” (Nahl Suresi, 66)

Sütün saf olması; içine kan, fışkı ve karışması ihtimali olan hiçbir şeyin karışmamasıdır.

İhlas, ortak koşmanın zıttıdır. İhlaslı olmayan, müşriktir; ancak şirkinde dereceleri vardır.

Tevhitte ihlaslı olmak; ulûhiyette ortak koşmaya terstir. Şirkin açık ve gizlisi olduğu gibi ihlasında gizli ve açık olanı vardır.

“İhlas ve ihlasın zıddı, kalbe sürekli olarak gelip gider. İhlasın yeri kalptir; ihlas ancak amaç ve niyetlerde yer alır. Tasdik eden ve riyadan uzak olan ihlaslıdır. Ancak bilinen şekliyle ihlas ismi bütün karışıklıklardan Allah Teâlâ’ya yaklaşma amacını içerir.” (Gazzali İhyau Ulimid din- IV,379)

Ne güzel dedi imam; “halis…” Katışıksız, temiz ve ari olmaktır.   

Bugün içinde yaşadığımız İslam’dan uzak hayat tarzı olan moternitenin insanlara aşıladığı ‘ahlak’; riya ve gösteriş hastalığı sadece dinden uzak yaşayanların değil kendisini dindar sananların da içinde bulunduğu bir tehlikedir.

 Yukarıdaki ayetimizde Rabbimiz ne güzel örnek verdi:

“Onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt içiriyoruz.” (Nahl Suresi; 66)

Aslında çok güzel bir teşbihle rabbimiz düşünme yetimizi harekete geçiriyor, öyle süt ki; temiz, koku karışmamış, tadı bozulmamış, içimi rahat ve zevkli.

Tevhidinde adı katışıksızlık değil miydi?

Birlemek, ortak tanımadan, tek ve eşsiz. Kısacası, ihlasın anlamı Sehl b. Abdullah et-Tusteri’nin şu sözüdür:

“(Kulun) gizli-açık hareketlerinin ve hareketsizliğinin sadece Allah Teâlâ için olması ve ne nefis ne heva nede dünyadan hiçbir şeyin amellerine karışmamasıdır.”

İhlas muhlislere sıfat olan bir kelimedir; yaptığı şeyi kimsenin beğenme veya beğenmemesini baz almayan bir düşünce, bir eylemdir. Biz Müslümanların amelleri işte bu teraziden geçirilerek kabul ediliyor.

“Neden?” ve “Kimin için?” Ne ince bir tartı!

Kur’an da birçok yerde amellerini başkalarını memnun etmek için yapanlardan mürailerden bahsedilir.

Resulümüz (Aleyhi selam) bize, amellerin kabul edilmesinin şartlarını üç olarak öğretmiştir:

 a) Amelin Kur’an’a uygun olması,

b) Amelin Peygamber’in sünnetine uygun olması,

c)  İhlaslı olması.

Amel doğru yapılsa da ihlas olmazsa amel kabul olmaz; amel ihlaslı olsa da, amel  doğru yapılmazsa amel kabul olmaz. Elbetteki doğruluğun ölçüsü Kur’an ve Sünnettir.

Amellerimize çok dikkat etmeliyiz; yaptıklarımızın ecrini Allah’tan istiyorsak insanların dünyadaki övgüleri alacağımız sevabın yerine geçmemeli. Eğer böyle bir yanlışa düşersek artık karşılığını  ahirette alacağımız bir şey kalmaz. Allah muhafaza etsin. İnsanların bizi beğenmeleri bizi riyaya sevk edip ihlası bozduğu gibi onların yergisi de ihlası bozup yok eder.

Bu yüzden Âlemlerin Rabbi Allah:

(Maide Suresi 54. Ayette)“Allah yolunda mücahede eder hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar.” Buyurmuştur.

 En güzel örnek olan Rasulullah (Aleyhi selam) da; İkinci Akabe Beyatı’nın ikinci maddesinde “Kınayanın kınamasından korkmamak “ sözüyle yaptığımız amelin sadece Allah için olması gerektiğini bize öğretmiştir.

‘İhlas’ Allah’ın emrettiği bir ibadeti kimse için yapmamanın adıdır. Yaptığımız işleri bugün beğenip bizi alkışlayanlar, yarın Allah’ın huzuruna vardığımızda yapmasaydı diyerek bizi ortada bırakacaklar. İnsanların bizi övmeleri, ön saflarda öncülerden olduğumuz sözleriyle bizi pohpohlamaları bizi aldatmamalı, çünkü her amel ihlas terazinden geçecek, İşin aslına bakarsanız çok büyük zorluk içindeyiz.

Sahabeler ne güzel bir çağda yaşamışlar, meğer o yüzden adı  “ASRISAADETMİŞ”.

Öyle bir toplum düşünelim ki; evlerimizde aldığımız ve verdiğimiz terbiye o toplum tarafından ziyadeleştirmiş ve eksikleri giderilmiştir. Oysa şimdi evde terbiye ettiğimiz evlatlarımızı toplum bozuyor. Okullarda verilen eğitimden tutunda birlikte yaşamak zorunda olduğumuz birçok insan sanki el birliğiyle insanları ihlassızlaştırma yarışındalar.

Yaptıklarımızı sadece Allah’ın rızası için yapma, sadece ondan karşılık bekleme vasfı kazanmak için bakın büyük insanlarımızdan birisi olan İbni Kayyim el Cevziyye Hocamız ne buyuruyor;

Kulu riyadan kurtarıp ameli Allah’a tahsis etmenin tedavisi;

1- Kulun, üzerindeki nimet, ihsan ve sahip olduğu başarının kendisinden değil, Allah’tan olduğunu; bundan kaynaklanacak olan hayrın, herhangi bir kul ya da başka bir şeyden değil, Allah’tan olduğunu görmesidir.

 “Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.” (Nur Suresi; 21) 

Dolayısıyla Allah’ın bize bahşettiği kabiliyetler ve güzel vasıfların her birinin Allah’ın bize ihsanı olduğunun bilincinde olursak amelleri yapma gücümüzün nereden kaynaklandığının farkında olup haddimizi biliriz.

2- Amellerinin kusurlarına ve yanlışlarına dikkat etmesi, bu konulardaki hatalarında nefsinin ve şeytanın insafsızlığının payı olduğunu, şeytanın ve nefsinin payı olmayan hiçbir amelin olmadığını bilmesi.

Nitekim Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) kendisine kişinin namazında sağa sola bakması sorulunca “Bu şeytanın kulun namazından çalmasıdır” buyurmuştur.

Öyleyse; amellerimizin her zaman muhafızı olmak zorundayız. Sürekli niyetimizi gözden geçirmeliyiz ki

Amellerin çokluğu bizi yanıltmasın.

Amellerimizi her zaman kontrolden geçirmeliyiz ki ne kadarında nefsimizin, ne kadarında da başkalarının payının var olduğunu bilelim ve ona göre önlem alalım.

3- Allah’a kulluk görevlerinde bulunmasının, bu görevlerde görünen ve görünmeyen adap ve şartlara uymasının gerekliliğini; kulun, Rabbinin rızasını kazanmasına neden olacak bu görevleri yerine getirme konusunda zayıf, aciz ve yetersiz olduğunu bilmesi.

Çünkü arif kimse, hiçbir amelinden razı olmaz. Nefsi ve ameline su-i zanda bulunması, nefsine buğzetmesi, işlediği amelden memnun olmuş şekilde bu amellerin Allah’a yükselmesinden, nefsinin rahat olmasından ve nefsine rıza göstermekten hoşlanmaması gerekir.

Bazı âlimler,

“Kulun helakinin, nefsinden razı olması olduğu, sürekli olarak nefsinden şüphelenmeyen kimsenin aldanmış olduğunu” söyler. (Tekzibu Medaricis- Salikiyn s. 323-324)

Yukarıda maddelerden şunu anlıyoruz; başarılı olduğumuz herhangi bir konuda, bizlere akıl ve kabiliyeti vereni unutmayacağız.

Yeryüzünün yıldızları olan güzide sahabeye bakıyoruz; onlardan birisi güzel konuştuğu ya da güzel Kur’an okuduğu zaman bir diğeri:

 “Allah sana güzel okuttu veya yazdırdı veya anlattırdı.” diyerek kişinin başarısının kendisinden olmadığını hatırlatarak kardeşinin, ihlasını korurdu.

“Övgü katletmektir” buyuruyor Hz. Ömer (Radıyallahu anh). Çünkü övülen yaptığı amelin asıl sahibi olarak kendini görür, Allah’ın gücünü ve ona verdiği ihsanı unutup elde ettiği başarının bütün yönleriyle kendine ait olduğunu düşünür ve helak olur.

Yahya bin. Muaz, kendisine:

 “Kul ne zaman samimi/ihlaslı olur?” diye sorulduğunda, şu cevabı verdi:

“Karakteri, bir bebek karakteri gibi olup kendisini öven ya da yerene önem vermediğinde!” (Tenbihu’l- Muğterin, s.13-87)

İhlasın Belirtileri;

a- İbadetleri yaparken endişe içinde olmak. Gerçekten samimi bir kalple Allah için yapmak,

b- Övgüyü ve yergiyi eşit görmek ihlasın belirtilerindendir,

c- Farzların dışında ibadetlerini gizli yapmaya özen göstermek,

d- Şöhret olmaktan kaçınmak.

Yukarıdaki maddelere dikkat etmek, kişinin ihlasını korumaya yardım eder.

Değerli Müslüman kardeşlerim; çokça ibadet yapmakla iş bitmiyor, asıl olan yapılan ibadeti, samimi bir şekilde Allah’a has kılarak yapmaktır.

Buraya kadar anlatılanlardan anlıyoruz ki hiç kimsenin ‘desinler veya demesinleri’ için değil bütün yaptıklarımızı Allah için yapmalıyız ki; ikinci hayatımız olan ahirete vardığımızda yaptıklarımızın bize katkısı olsun.

Dinimiz İslam bize dürüst ve samimi olmayı her fırsatta anlatmış ve eğitimcisi olan Hz. Muhammed (sallalahu aleyhi vesellem)’i göndermiştir.

Sonuç olarak ‘İHLAS’; hocam, kocam, falan, filanlar için değil yalnız Allah için samimi kalple yaptığımız eylemlerin adıdır.

Rabbim bizleri de ‘muhlis’ olanlardan eylesin.

Âmin…

 En Emine Emanet Olun



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız