İki Kuşağın Sahibiydi O. Adı; Hz. Esma…

Kısaca Biyografisi:

Hicrette 27 yaşındaydı. Mekke’de açmıştı gözlerini dünyaya. Hicretten yirmi yedi yıl evvel. Babası Ebu Bekir (r.anh). Hz. Aişe ile anaları ayrı, babaları bir kardeştiler. İslâm’a ilk giren hanım sahabîlerdendir. İbn İshak’a göre 18. Müslüman’dır.

Babası zengindi ve bu zenginliğiyle zayıf, mustazaf müminler için azadlığın bedeli olarak hizmet veriyordu. İhsan Süreyya Sırma hocanın dediği gibi:

“O, zengin kızı olarak ‘Baba şunu da isterim. Akıllı telefon isterim’ vs. demiyordu.”

İslam davasının menfaati, her türlü menfaatin üzerindedir bunu biliyordu. İslam davası her şeyden önceliklidir, bunun farkındaydı. Zengin kızı, fakir hayat yaşadı bu nedenle. Fakirliğin sıkıntısına katlanmış fedakâr bir İslam kadınıydı O.

Ebu Bekir gibi bir babanın terbiyesinden geçmiş edepli, mütevazı, takva sahibi, iffetli, izzetli ve mücahid bir hanım efendiydi O. Tüm bu özellikleriyle Tevhidin safında yer alan kadınlara örneklik teşkil eden bir şahsiyetti.

Lakabı “Zatü’n-Nitakayn” idi, yani iki kuşaklı.

Hz. Esmâ’ya “Zatü’n-Nitakayn” denilmesinin sebebine gelince; Hz. Esmâ, Hz. Peygamber (s.a.s) ve Hz. Ebû Bekir Medine’ye hicret edecekleri zaman, kendilerine hazırladığı yol azığını koyduğu torbanın ağzını bağlamak için kemerini ikiye bölüp bir parçasıyla bu torbanın ağzını bağlamıştır. Onun için kendisine “İki Kuşaklı” manasında “Zatü’n-Nitakayn” denmiştir.

Efendimizin (s.a.s) halasının oğlu Zübeyr İbnu’l-Avvam ile evlenmiş ve bu evlilikten; Abdullah, Urve, Münzer, Âsım, Muhacir, Haticetü’l-Kübra, Ümmü Muhsin ve Âişe adında çocukları dünyaya gelmiştir.

Onun Adı, Esma’ydı.

O, babasına, sadık bir dost gibi destek oluyordu.

Hiç kuşkusuz aile desteği çok önemli. Ebu Bekir (r.anh)’ın ailesinde kendisine en büyük destekçileri kızlarıydı. Hz. Esma da iman edenler arasında yerini alırken evde babasına sadık bir dost ve destekçiydi. Annesi Müslüman olmamıştı.

Hicret günlerinde dava için fedakârlıkla risk göğüsledi. Hz. Peygamber ile babası beraber düşmüşlerdi hicret yollarına. Hz. Peygamber (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir Sevr mağarasında üç gün kaldılar. Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah ve kızı Esma, onlara yemek taşıdılar. Mekke Müşrik devleti, onları yakalamak için tüm imkânlarını seferber etti. Geride kalanlardan Peygamberin nerede olduğunu öğrenmeye çalıştılar. Hz. Ali’den işe yarar bir bilgi alamayan müşrikler, Onu Kâbe mescidine hapsettikten sonra doğruca Ebu Bekir’in evine koştular. Evin kapısına gelip dikildiler. Onları Esma bint-i Ebu Bekir karşıladı.

Müşrikler:

   – Ey Ebu Bekir’in kızı! Baban nerededir? Eğer evde ise onu karşımıza çıkar, dediler.

Esma bint-i Ebu Bekir de:

– Vallahi babamın şu anda nerede olduğunu bilmiyorum, dedi.

Onun yalan söylediğini zanneden Ebu Cehil, Esma’nın suratına şiddetli bir tokat vurarak:

– Ey Ebu Bekir’in kızı! Yalan söyleme, diye bağırdı.

Tokat öylesine şiddetliydi ki Esma’nın kulağındaki küpeler yere fırladı. Onun adı Esma’ydı. O, sır tutmasını iyi bilirdi, Mekke polislerinin şiddetine boyun eğmeden. İslam davasının sırrını ele vermedi. Müşrikler bütün zorlamalarına, işkencelerine rağmen Esma’dan bir şey öğrenemediler.

Onun adı Esma’ydı.

O, çok zeki ve fedakâr bir İslam hanımefendisiydi.

Hz. Ebû Bekir (ra), hicrete giderken malının hepsini de yanına almış, ev halkına hiçbir şey bırakmamıştı. Bir gün dedesi Ebu Kuhafe onları ziyarete geldi. Esma karşıladı onu. Gözleri görmeyen Ebu Kuhafe, torununa hitaben:

Vallahi biliyorum ki Ebû Bekir bütün malını kendisiyle birlikte götürmüştür” dedi. Esma Validemiz:

“Hayır, dedeciğim. O bize çok hayır bıraktı” cevabını verdi. Ardından birkaç küçük taş bulup Hz. Ebû Bekir (ra)’in her zaman mallarını koyduğu bir kabın içine koyup üzerini bir bezle örttükten sonra dedesinin elinden tutarak:

“Dedeciğim elini şu malların üzerine koy” dedi. Ebu Kuhafe, elini onların üzerine koyup:

“Eh, sizin için bunları bırakması iyi olmuş, burada size yetecek kadar mal var” karşılığını verdi. Hz. Ebubekir, arkada hiçbir şey bırakmadığı halde Esma validemiz bu davranışıyla dedesini teskin etmeyi başarmıştı. (İbni Hişam, 2/158)

Hicret, önemli bir ibadetti. İslâm’da hiçbir şey putlaştırılamaz, isterse bu, içinde doğup büyüdüğümüz, yakınlarımızın, malımızın, ticaretimizin, acı tatlı her türlü hatıralarımızın ve daha nice güzel şeylerimizin bulunduğu yer olsun. Müslüman nerede inancını yaşayabiliyorsa, vatanı orasıdır. Elmalılı Hamdi Yazır: “Kişinin bulunduğu memlekette yalnız Allah’a ibadet etmek kolay olmaz; dinini açığa vurmakta zorluklarla karşılaşır, daralırsa orada bağlanıp kalmamalı, ibadetlerini serbest yapabileceği yere gitmelidir. Hicret edip o darlıktan genişliğe çıkmak için ne gerekiyorsa yapmak ve Allah’a kulluk etmek, müminin prensibi olmalıdır.” diyordu. (Elmalı, U. H. Y. Hak Dinî Kur’ân Dili, V, 3790)

Allah söz konusuysa her şeyi terk edebilmeliydi insan. Hicret, Allah’ın rızasını aramak için yollara düşmenin adıydı. Bir müddet sonra Esma da hamile haliyle hicret etti.

Esma’nın hicreti ve muhacirlerden doğan ilk çocuk

Esma, Abdullah b. Zübeyr’e hamile kalmıştı. Esma der ki: “Doğumum yaklaşmıştı. Medine’ye yola çıktım. Küba’ya varınca, Abdullah’ı Küba’da doğurdum. Sonra onu Rasulullah’a getirdim. Odasına koydum. Rasulullah, kuru hurma istedi. Ağzına aldı, ağzında erittikten sonra çocuğun ağzına sür­dü. Çocuğun karnına giden ilk şey buydu. Sonra çocu­ğun ağzına bir miktar hurma sürdükten sonra ona hayırla dua etti. Adını Abdullah koydu. Abdullah, Medine’ye hicret eden Müslümanlardan doğan ilk çocuktu.

Onun adı Esmaydı.

O, evini korur, eşine hoş muamelede bulunurdu.

Evinin işleriyle bizzat ilgilenirdi. Başında hurma çekirdeği sepetleri taşıdığını tarihten öğreniyoruz. Hamur yoğurur, yırtılan su kırbalarını onarır ve buna benzer ev işlerini idare ederdi. Eşine sadıktı. Eşinin kıskançlığını dikkate alır, aileye huzursuzluk uğramasın diye elinden geleni yapardı. O anlatıyor: “Bir gün başımda yine hurma çekir­deği taşıyarak geliyordum. Rasulullah’la karşılaştım. Yanında Ensar’dan bir grup insan vardı. Beni çağırdı, terkisine almak için devesine ‘ıh, ıh’ dedi. Erkeklerle birlikte yola çıkmaktan utandım. Zübeyr’in kıskançlığını hatırladım. O, insanların en kıskancı idi. Rasulullah utandığımı anlayınca yoluna devam etti. Zübeyr’in yanına gittim ve kendisine; Rasulullah’la karşılaştığımda başımda hurma çekirdeği vardı. Yanında ashabı vardı. Terkisine al­mak için devesini çökertti ise de ben utandım. Aklıma senin kıskançlığın geldi. Bunun üzerine Zübeyr: ‘Vallahi hurma çekirdeği taşıman bana Rasulullah’ın terkisine binmenden daha iyidir’ dedi. Sonunda babam Ebu Bekir, bana at seyisliği yapacak bir hizmetçi gönderdi de böylece aile yükünden kurtuldum. Adeta babam beni cariyelikten azad etmişti.”

 

O’nun adı Esma’ydı, Allah’ın şeriatına titizlikle uyardı.

Yine o der ki: “Rasulullah hayatta iken müşrike olan annem yanıma gelince derhal Rasulullah’a gittim ve: ‘Yardım etmem için annem yanıma geldi. Ona yardım edeyim mi?’ diye sordum. Rasulullah da ‘evet, ona yardım et’ buyurdu. Ve hakkında Mümtehine Sûresinin ilgili ayeti indi:

“Allah, sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.” (Mümtehine, 8)

Müşrik biri, anne de olsa Allah izin vermiyorsa yardım etmeyecekti. Hayatın hâkimi Allah’tır.

O’nun adı Esma’ydı.

İlimsiz ibadet, ibadetsiz Allah’a yakınlık olmayacağını biliyordu.

İlme ve ibadete düşkünlüğü ile İslam kadınını temsil ediyordu. Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını ve “Allah’tan ancak hakkıyla âlimlerin korktuğunu” çok iyi bildiğinden, ilim öğreniyor ve öğrendiği ilmi başkalarına öğretiyordu…

O’nun adı Esma’ydı.

Onun Allah’tan başka kimseden korkusu yoktu.

Cesareti, kıyamete kadar iman etmiş her bir kadın için örneklik teşkil ediyordu.

Oğlu Abdullah, zalim Haccac’ın elinde işkence görmüş ve sonra da asılmıştır. O, asılı cesedin yanına geliyor ve “Bu hatibi susturacak yok mu?” diyor. Aman Allahım, bu nasıl bir cesaret ve nasıl bir duruştur! Bu asil duruşun sahibidir Esma. O çağa ve her çağa verdiği dersle tarihe geçmiştir bu ifadesi. İman, insana her türlü hal karşısında dik duruşu emreder. ”Hatip“ diyor, konuşmayan hatip. Asılı duran cansız bedenine bakarak olay tarihten bize şöyle nakledilmiş.

Esma’nın cesareti ve hatipliği:

Ebu Nevfel anlatıyor: “Abdullah b. Zübeyr’i Medine’nin bir tepesinde asılı olarak gördüm. İnsanlar yanından geçip gidiyorlardı. Bir ara Abdullah b. Ömer geldi. Yanında durdu ve: ‘Selam sana Hubeyb’in babası! Selam sana Hubeyb’in babası. Selam sana Hubeyb’in babası… Vallahi seni bu duruma düş­mekten engellemiştim. Vallahi seni bu duruma düşmekten engellemiştim. Vallahi keşke bildiğim kadarıyla, seni dostuna ulaştıracak oruca, namaza sarılsaydın. Yemin olsun ki, sen, hayırlı bir ümmet içinden çıkmış en şerli bir ümmetsin’ dedi ve oradan ayrıldı. Haccac’a Abdullah b. Ömer’in durumu ve söylediği söz ulaştığında İbn Zübeyr’in cesedini asıldığı ağaçtan indirtti. Onu, yahudilerin kabristanına koyduktan sonra birini, Abdullah b. Zübeyr’in annesi Ebu Bekir’in kızı Esma’ya gönderdi. Fakat Esma, Haccac’ın yanına gitmek istemedi. Haccac bir elçi daha gönderip: ‘Ya sen gelirsin ya da seni saçlarından tutup sürükleyerek bana getirecek birini gönderiyorum’ dedi.”

Ravi diyor ki: “Esma bu defa da Haccac’ın yanına gitmeyerek: ‘Vallahi bana saçımdan tutup sürükleyerek götürecek birini göndermedikçe, yanına var­mam’ diye yemin etti. Ravi der ki: ‘Esma’ya kızan Haccac ayakkabılarını is­tedi. Ayakkabılarını giyip hızlıca Esma’nın yanına vardı. Ona: ‘Allah’ın düş­manına yaptığım şeyi nasıl buluyorsun?’ diye sordu. Esma da ‘Sen onun dün­yasını mahvettin, o da senin ahiretini mahvetti. Duyduğuma göre sen ona: Ey çift ku­şaklının oğlu, diyormuşsun. İşte çift kuşaklı olan benim. Kuşaklardan biri Rasulullah ve Ebu Bekir’in yolculukta yiyecekleri yemeklerin ağzına bağla­dığım kuşak. Diğeri ise bütün kadınların bellerine taktıkları kuşak. Rasulullah bize Sakif’ten bir yalancının bir de çok kan döken (hunhar) birinin çıkacağını söylemişti. Yalancıyı gördük. (Muhtar b. Ebu Ubeyd es Sakafi) Çok kan dökeni ise senden başkası olamaz’ deyince, Haccac, Esma’nın yanından ayrıldı bir daha ona uğramadı.” (Şakka, Kadın ansiklopedisi)

Esma hanım, duruşlarımıza öğretmenlik yapıyor. Haydi, duruşlarımızı gözden geçirelim. Olayı biraz tahayyül edelim. Oğlunun başsız, cansız bedeni darağacında; Haccac, Esma’dan özür bekliyor. Boyun eğmesini bekliyor. Duruşunu bozmasını bekliyor. Ama Esma, hal diliyle haykırıyor:

Bir insan, iman ederek Allah’ın huzurunda esas duruşa geçtiyse o duruşu, başka hiçbir şey karşısında bozmaz, bozamaz.

Sabiha Ateş Alpat’ın  Müslüman kadının davası tevhid kitabından alıntıdır.

Diğer Yazılarımız