Son Peygamberin İlk Eşi Hz. Hatice

O, Bir Eşti.

Yaşça Peygamberimizden büyüktü. Hz. Hatice (r.anha), Rasûlullah (s.a.s.)’e, Peygamberliğinden evvel son derece saygı gösterip onu mutlu ettiği gibi, Peygamberliği döneminde de ona ilk inanan, onunla beraber namaz kılıp ona ilk cemaat olan kişi vasfını kazandı. Daima Hz. Muhammed (s.a.s.)’e destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranış ve sözleri ile, onun başarılarına katkıda bulunmaya çalıştı.

Hiçbir zaman zenginliğini fakir eşinin başına minnet etmedi.

İtaatinden çıkmadı. Eşine karşı saygısını yitirmedi.

Onun adı nezaketti.

Onun adı tahiraydı.

Eşinin doğruluğundan emindi; desteğini herkesten önce O gösterdi.

Hira günleri oldu eşinin. Gidiyor, günlerce gelmiyordu bazen. O, çıkına erzak dolduruyor, o yaşına rağmen Hira’ya tırmanıyordu.

Neredesin, evi, beni ihmal ettin!” demiyordu.

“İkra” emri ile dönünce; eşi, endişeliydi.

Hemen metanetini korudu ve bilgisini konuşturdu;

Korkma; Allah’a yemin ederim ki, Allah hiç­bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen, akrabana bakarsın, işini gör­mekten âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, misafiri ağırlarsın, hak yolunda meydana gelen olaylarda halka yardım edersin.” dedi eşine.

Onun adı ilk tasdik eden oldu. Eşi ona şöyle dedi:

“Hatice! Artık uyuma ve rahat zamanı bitti. Cebrail, bana in­sanları uyarmamı, onları Allah’a ve ona ibâdete davet etmemi emret­ti. Ben, kimi davet edeyim ve bana kim cevap verir?”

Hz. Hatice:

“Davet ettiklerinin ve cevap verenlerin ilki benim” diye cevap verdi. İşte böylece Hz. Hatice, Allah’a ve Rasûlüne iman edenlerin ve Muhammed’in, Rabbinden getirdiklerini tasdik edenlerin ilki oldu. İlk iman eden olarak İslam kütüğüne adını altın harflerle yazdırmıştı. İman etmiş, tasdik etmiş, ikrar etmiş ve hayatıyla da ispatlayan yiğit bir kadındı. Hz. Hatice, yeri doldurulamayan eşsiz bir kadındı. O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, tarihin benzerini bahsedemeyeceği şekilde sevgi, sadâkat, vefa ve cefakâr örnekliğiyle bağlı bir kadındı.

 

O, Bir Anaydı

Hz. Hatice (r.anha), Allah’ın selâmına ve Rasûlullah (s.a.s.)’in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı. O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi. Rasûlullah (s.a.s.); “Hıristiyan kadınlarının en hayırlısı İmrân’ın kızı Meryem, Müslüman kadınlarının en hayırlısı ise Hüveylid’in kızı Hatice’dir” buyurdu. Bu konudaki diğer bir hadisinin meali şöyledir: “Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır: İmran’ın kızı Meryem; Firavun’un karısı Asiye, Hüveylid’in kızı Hatice ve Muhammed (s.a.s.)’in kızı Fâtıma.” (İbn İshak, s. 228)

Peygamberimizden olan çocuklarının adları şöyledir: Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah.

Kasımın vefatında her ana gibi onun da yüreği yanmıştı. Ama o, sabrı kuşandı. Gözleri yaşla dolsa da ağzından isyana düşecek tek kelime çıkmazdı.

Çocuklarını, eğitim noktasında ihmal etmeyen. Mekke müşrik devletinin eğitim sistemine rağmen Fatıma yetiştiren bir anaydı O.

O, analık özelliklerinin tamamını üzerinde toplamış, sevgide, şefkatte, vefada ve cefada şerefini koruyan Mümin kadınların ilkiydi. Tek doğurduklarının değil “Ümmetin anasıydı O”.

Dünya durdukça örnekliğini asla yitirmeyecek, tarihin şerefle bahsettiği bir ana olarak anılmaya devam edecek.

Onun Adı, Fedakârlıktı

Yalnız kendi ailesine değil, ümmetin çaresizlerine de fedakârlığın örnekliğini sergiledi. Zengindi, mal Onun değil O malın sahibiydi. Malını İslam davası uğruna feda etmişti. Öyle ki bir dönem gelmiş açlıktan rengi sararmıştı.

Mekke müşrik devleti, kendi ideolojisi uğruna inananlara ambargo uygulamıştı. Zorlu yıllardı. Açlıktan ölen çocukların sayısı, binlerle ifade ediliyordu. Böyle bir dönemde malını, gözünü kırpmadan İslam davası için ortaya koymuştu. O, zamana Hatice olmak isteyenlere “Mal sizin sahibiniz olmasın; siz malın sahibi olun” mesajını taşıyordu.

Evini, günün moda rengi mobilyalarıyla doldurmanın derdine değil, ‘evlere İslam dolsun’ derdine düşüyordu.

O çağın ve her çağın dayattığı modayı takip etmenin derdini değil; Allah’ın gönderdiği dini takip etmenin derdini çekiyordu.

Mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu biliyor; bu nedenle de elinde olanı Allah yolunda harcamaktan asla geri durmuyordu.

O, Mekke müşrik devletinden, cahiliye toplumundan dışlanmanın değil, Allah katında dışlanmanın korkusunu çekiyordu.

O, Mekke müşrik devletinin kanunlarından, müşrik liderlerinden değil, Allah’tan korkuyordu.

Onun Adı, Sadakatti

O, Allah’tan gelen mesajı herkesten önce sıdk ile doğrulayandı.

O, Allah’a verdiği ahde karşı sadıktı.

O, imanına karşı sadıktı.

O, Peygamberine karşı sadıktı.

O, davasına karşı sadıktı.

O, eşine karşı sadıktı.

O, evlatlarına karşı sadıktı.

Cebrail özel olarak onun için gelmişti. Bir gün Cebrâil (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gelerek şöyle buyurdu: “Hatice’ye Allah’ın selâmlarını söyle.” Rasûlullah (s.a.s.): “Ya Hatice, bu Cebrâil’dir, sana Allah’tan selam getirdi” deyince, Hz. Hatice, Allah’ın selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil’e de iade-i selâmda bulundu. (İbn Hişâm, es-Sîre)

Allah Resulü ile Hz. Hatice’nin evlilikleri üzerinden yıllar geçti. Ve nihayet yaratılış kanunlarının, Hatîce Ana’nın bu âlemi terk etmesine ilişkin kısmı, hükmünü icra etti. Hicretten kısa bir süre önce, putperest­lerin Allah Resûlü’ne ve Müslümanlara eza ve kötülüklerinin en hızlı zamanında, emsalsiz eş, hayata gözlerini yumdu. Dost, koruyucu, eş, dert ortağı, ilk iman ortağı, sırdaş… Ve daha nice güzel niteliklerin sahibesi Hatîce, göçmüştü… Allah Resulü; üzgün, boynu bükük, kederli. Hatice’nin küçük kızı Fâtıma, Peygamber babasının dizlerine kapanıp ağlayarak şöyle diyordu: “Annem nerede, annem nerede?” Muazzez baba, gözlerinden yaşlar süzülürken cevap veriyordu: “Annen cennette yavrum.” Büyük tarihçi İbn İshak, Allah Resûlü’nün Hz. Hatice’nin ölümüyle duçar olduğu kederi ifade ederken şu cümleyi kullanmaktan geri kalmamıştır: “Hatîce, kendisine sığınılan ve kendisiyle teselli bulunan sadık vezîre idi.”

 

Allah’ın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatice (r.anha), nübüvvetin onuncu yılında, Ramazan ayında vefât etti ve Mekke’deki Hacun kabristanına defnedildi.

O vefat etti, her insan gibi; ama Onun örnekliği, kıyamete kadar iman eden eşlere, analara örnekliği ile öğüt vermeye devam edecek.

O, bir dava kadını olarak Tevhid davasını sahiplenmede, kıyamete kadar gelecek tüm kadınlara örnekliğini devam ettirecek. Batıla meydan okumanın, kıyam etmenin, sabrın, azmin, fedakârlığın, dava için eşe destek olmanın, davada yerini almanın öğretmenliğini sürdürecek.

Sabiha Ateş Alpat’ın Müslüman Kadının Davası Tevhid kitabından alıntı.

Diğer Yazılarımız