Yazan; Sümeyye DEMİRCİ

Okuyan; Ömer Faruk DEMİR

Allah’ın takdiriyle bir imtihanın içerisindeyiz; günün önemine binaen itikadı bir noktaya değinmek istedim. 
Geçmiş ümmetlerinde denendiği gibi büyük bir salgınla karşı karşıyayız. Bu ne ilk nede son olacaktır. 
Allah Resulü zamanında ve ondan sonra sahabeler döneminde de birçok salgın hastalık yaşanmış ve sahabeler den birçok kişi vebadan dolayı vefat etmiştir. 
Hz. Ayşe’den -radıyallahu anha- rivayet edildiğine göre, kendisi Rasulullah’a -sallalahu aleyhi ve sellem- taun hastalığını sormuş, o da şöyle buyurmuştur:
“Taun hastalığı, Allah’u Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tauna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buharî, Tıp 31; Ayrıca bk. Buharî, Enbiya 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95)
Bize düşen bu imtihanı Allah’ın razı olduğu ve Peygamberimizin öğretileriyle sabırla atlatmaya çalışmaktır. 
Her gün birçok insan bilirkişi sıfatıyla çıkıp saatlerce bu hastalıktan korunma yollarını anlatıyor. İnsanlar üzerinde bazıları o kadar etkin oluyor ki sanki “corona” ölümün sahibi.(Estağfirullah) Koronanın öldürücülüğü o kadar işleniyor ki insanlara, üzerindeki bu algıyla her an “hastalandım, hastalanacağım” diye  hastalıktan daha hasta duruma geliyor. Hatta insanlar bu salgından sağlam çıksa dahi ileriki zamanlarda psikolojik olarak hayatını sıkıntı içerisinde bulacaktır.
Hâlbuki bize ulaşan ulaşacaktır, ne kadar eğitimini alıp sakınırsak sakınalım eğer bizim için Allah tarafından bunu yaşamamız takdir edilmişse bu hastalığı yaşamamıza kimse engel olamaz. Elbetteki bilinçli olmak zararı-karı hesap etmek gerekir. Körü körüne tevekkül bize yasaklanmıştır. Bütün tedbirlerimizi aldıktan, tüm gayretimizi sarf ettikten sonra artık “Allah’a tevekkül ederiz.”, dinimizin emri de budur. 
Şu tarihi kıssa bize ne güzel ışık tutar;
Hz. Ömer (r.a) Efendimiz emir el-mümin döneminde askeriyle Şam’a yolculuk yapar. Şam valisi olan Ubeyde bin Cerrah ile görüşmek ister orada bulunan veba salgınını duyunca bundan dolayı Şam’a girmez, görüşmek üzere Ubeyde bin Cerrah (r.a)’  Şam dışına çağırır. Bu duruma hayret eden Ubeyde bin Cerrah (r.a) Hz. Ömer’in, Şam’a girmediğini görünce hayret eder ve görüşmede Hz. Ömer’e (r.a) sorar:
“Ya Ömer, sen Allah’ın kaderine inanmıyor, ondan kaçıyor musun?”
Hz. Ömer (ra) cevap verir:
“Ben Allah’ın kaderine inanıyorum. Fakat O’nun kaderinden yine O’nun kaderine kaçıyorum. Hastalıklara karşı tedbir almak, kadere karşı gelmek değildir.
Bu kısa yaşanmış gerçek bize okadar çok şey anlatır ki; aslında Hz. Ömer'in (r.a) bize öğrettiği itikadı bir mevzudur. Allah bizim ölümümüzü belirlemiştir, hiçbir şey bunu ne öne alabilir nede erteleyebilir. Bunun yanısıra Allah’u Teâlâ bize verdiği canımızı korumamızı da emretmiştir. Tedbirleri göz ardı ederek belki hasta olmam diyerek Allah’ı denememiz itikatta sakatlıktır. Allah’u Teâlâ nefislerimize zulüm etmemeyi bize emretmiştir. 
Tedbirin gerekliliğinden, vacipliğinden, Peygamber -aleyhi selamın-‘in kati emrinden ve gökteki yıldızlar gibidir denilen sahabelerin uygulamasından da gördük ki; evet, bu gibi salgınlarda yapmamız gereken önemli tedbirler var ve bunları uygulamak her kulun üzerine farzdır. Bu tedbirleri hafife almak haramdır, çünkü kul hakkını ihlaldir.
Allah sevgilerimizin, umutlarımızın, gelecekle ilgili beklentilerimizin ve korkularımızın da ölçüsünü belirlemiştir. Allah’ın bütün emirleri, kaliteli bir kul olarak kaliteli bir hayat yaşayabilmemiz içindir. Tedbirin de ölçüsü bize bildirilmiştir ki, ölçüye uymadığımızda imani sıkıntı yaşarız. 
Bu gün bu sıkıntı sadece inancı olmayan ya da zayıf olanlarda değil “inandım teslim oldum” diyenlerde de rastlanabiliyor. Mesela; karantina günlerini seyrediyoruz, alışverişlerde o kadar aşırı gidildi ki ihtiyacın dışına çıkıp alınan malzemelerle evlerde stoklar oluşturuldu, büyük bir bencillikle arkadakiler düşünmeden sadece ben egosuyla alış verişler yapıldı ve halen de devam etmektedir. Aslında belki kişi biriktirdiklerini yiyemeden eceli gelecektir de haberi yok. Evlerin içinde tedbir o kadar hat safhaya ulaştı ki, sanki ölüm içeri başka yoldan giremiyor. 
Aslında insan biraz düşünse, eğer Allah takdir etseydi  herkes evlerindeyken bir depremle coronasız bir ölümle yerin altını üstüne getirirdi. 
Bunun için tedbirin de ölçüsünü aşmadan, Allah'a tevekkül ederek, ölümün sahibinin Allah olduğunu, ecelimizi bir sebebe bağladığını ve er ya da geç biz kullarının bunu yaşayacağımızın bilincinde olmamız gerekir. Bu, bir kul olarak üzerimize farzı ayındır. CORONA ilah değildir, öldüren hiç değildir.
Ecelin sahibinin, eceli dolanlara gönderdiği bir elçidir. Bütün sebepler gibi bu bilincin dışındaki tüm eylemler tevhidi zedeler ve imanı bozar.
Rabbimiz ne kadar açık bir uyarı göndermiştir:
“İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun. Göklerde ve yerde ne varsa o’nundur. Din de (itaat ve kulluk da) sürekli olarak O’nundur. Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz?” (16/Nahl, 51) Ayeti kerimede Rabbimiz korku konusunda tevhidi bizlere öğretmektedir. Tevhid; Allah’ı zatında sıfatlarında fiillerinde birlemenin adıdır. Müslümanlar aldıkları ailevi terbiyenin, dış etkenlerin ve eğitimlerin, etkisi ile bu kavram birçok insanın hayatında farklı yansımaktadır. Tevhid kavramı günümüzde içi boşaltılmış ve hakikatinin dışında bir inanca dönüştürülmüştür. İnsanlara; “Allah’ın varlığına iman et, nasıl inanırsan inan Allah seni kabul eder,” yanlışı empoze edilmiştir. 
Oysaki kulluk kitabımız da Allah’a nasıl inanmamız gerektiği öğretildiği gibi duygularımızı da nasıl yönlendireceğimiz bize öğretilmiştir. 
Yukarıda da zikrettiğim Nahl Suresi 51. ayeti kerime de gördüğümüz gibi korkacağımız tek yer âlemlerin Rabbi olmalı, sebeplere değil O’na tapmalıyız. 
Tedbiri abartmadan gereği gibi almalı.
Son olarak da Allah’a tevekkül etmemiz tevhidin bir gereğidir.
 
En Emine Emanet Olun.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız