Ümmetin Annesidir O,  Ümmü Seleme (R.Anha) Sözün Özü  9 Nisan 2019

 O, bir ana. Sadece doğurduklarının değil ümmetin de anasıdır O.

O, bir kadın kahraman. O bir örnek ve önder…

Kısaca Biyografisi:

O, bi’setten on beş sene önce Mekke’de doğdu. Asıl adı Hind’dir. Ebû Seleme, künyesidir. Mahzum kabilesine mensuptur. İlk evliliğini halasının oğlu Abdullah b. Abdülesed ile yaptı. Habeşistan’da ondan Seleme adında bir oğlu oldu. Ona nispetle Ümmü Seleme dendi. Bu künyeyle meşhur oldu. Babası, Kureyş’in sayılı cömertlerinden Ebû Ümeyye Süheyl İbni Muğire’dir. O da Mekke’de Müslüman olanlardan. Kocası Ebu Seleme’den önce Müslüman olmuştu. Tevhidin ne anlama geldiğini kavrayan Seleme annemiz, Müslüman olmak için kimseden izin alınmayacağını biliyordu. Erkam’ın evinde İslâm ile şereflenen ilk Müslümanlardandı.

“Mekke’de Müslüman olmak” demek, bir davanın ilklerinden olmak demekti. Duymak ve hemen uymaktı bunun adı.

“De ki: Bana, dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emredildi. Ve bana, Müslümanların ilki ol­mam emredildi.” (Zümer, 11-12)

“De ki: Müslümanların ilki olmam emredildi, bana ‘sakın Allah’a ortak koşanlardan olma’ denildi.” (Enam, 14)

Hakikati duyar duymaz şirki bırakmak, bidatı, günahı, çirkini, geleneğin dayattığı yanlışı bırakmaktı “Mekke’de Müslüman olmak”… Ümmü Seleme annemiz de bu ilklerden biriydi. Ebu Cehil sisteminin kadın için belirlediği ölçüleri reddetmişti. Allah, ne güzel ölçü belirleyendi.

“Mekke’de Müslüman olmak” demek, inancı uğruna zoru göğüslemek demekti. İmanının imtihanını, en yüksek puanla vermek demekti. İşkencenin dozu artınca ve Allah’tan Habeşistan için hicret izni çıkınca, düştüler yollara. ‘Mekke’de ambargo kalktı’ haberinden sonra tekrar Mekke’ye döndüler.

Sonra Medine’ye hicret ettiler.

Medine’ye hicretleri ise tam bir destandı. Çok sıkıntılı ve eziyetli oldu. Müşrik akrabaları, Ebû Seleme’ye; Ümmü Seleme’nin götürülmesine müsaade etmeyeceklerini söylediler. Yolları tutuldu. Kocasından ve çocuklarından ayırdılar. Ebû Seleme (r.anh) yalnız kaldı. Tek başına Medine yollarına düştü. Oğlu Seleme ile hanımı Ümmü Seleme’yi Mekke’de bıraktı. Medine’ye hicret ile ilgili safhayı, Ümmü Seleme şöyle anlatır:

“Akrabalarım beni Ebû Seleme’nin elinden alınca, onun yakınları da oğlum Seleme’yi benim yanımdan almak istediler. Oğlumu aralarında çekiştirmeğe başladılar. Münakaşa ve gürültüler arasında çocuğu, kolun­dan, ayağından çeke çeke alıp götürdüler. Bir yıla yakın, sabahtan akşa­ma gözyaşı döktüm. Nihayet bana acıdılar da: ‘İstersen kocanın yanına gidebilirsin’ dediler. Ebû Seleme’nin akrabaları da oğlumu getirip bana verdiler. Ben ve oğlum birlikte Medine’ye hareket ettik.”

Ümmü Seleme (r.anha), uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaştı ve kocası Ebû Seleme ile buluştu. Artık hasret ve çile sona ermiş, aile fertleri tekrar birbirine kavuşmuştu. Mesut ve bahtiyar idiler. Bir gün sevinçli olarak kocası eve geldi. Sevincinin sebebini şöyle anlattı: “Rasulullah (sav)’den bir söz işittim de ona sevindim. Müslümanlardan bir kimse musibete uğradığı zaman:

Biz, Allah’a aidiz ve yine Allah’a döneceğiz, der sonra da: ‘Allahım! Bu uğradığım musîbetin mükâfatını ihsan et ve beni ondan daha hayırlısına nail eyle, diye duâ ederse, muhakkak Allah onun duasını kabul eder buyurdu.”

Günlük hayatları sevinç içerisinde geçen bu çilekeş aile, öylesine bir­birine muhabbetle bağlıydı ki, kocası kendisinden evvel ölürse bir başkasıyla evlenmeyi dahi düşünmeyecek kadar Ümmü Seleme’nin gönlü sevgi dolu idi. Hatta o, kocasıyla karşılıklı anlaşma yapmak istedi. Ebû Seleme’ye şunu teklif etti:

“Ey Ebû Seleme! Cennetlik kocası ölen cennetlik bir kadın, son­radan başkası ile evlenmezse Allah, muhakkak onu cennette kocasıy­la bir araya getirecektir. Aynı şekilde, cennetlik bir hanımı vefat eden cennetlik bir erkek de sonradan başka bir kadınla evlenmezse Allah, muhakkak onu da hanımıyla bir araya getirecektir. Öyle ise gel senin­le sözleşelim. Ne sen benden sonra evlen ne de ben senden sonra evleneyim.”

Ebû Seleme, hanımının bu teklifini kabul etmedi. Ona: “Sen benim sözümü dinle! Ben öldüğüm zaman sen evlen” dedi. Arkasından çok sevdiği hanımı için duâ etti: “Allahım! Ümmü Seleme’ye benden sonra daha hayırlı ve onu hor görmeyecek, incitmeyecek bir koca nasib et” dedi. Hanımı bir şey diyemedi ve söz böylece kapandı.

Bu konuşmadan fazla bir zaman geçmedi. Uhud günü kahramanca çarpışan Ebû Seleme (r.a), birkaç yerinden derin yaralar almıştı. Tedavi edilir gibi olmuş ise de yaraları tam kapanmamıştı. Fakat o, bu haliyle bile Ben-i Esed kabilesi tarafına gönderilen seriyyeye komutan tayin edildi. Katan seferi diye anılan bu seriyye, zaferle Medine’ye döndü. Bu seferden sonra Ebû Seleme’nin yaraları tekrar deşilmeye, açılmaya başladı. Yatağa düştü. Rahatsızlığı beş ay kadar devam etti. Ümmü Seleme (r.anhâ), kocasına fedâkârâne bir şekilde sevgi ve hürmetle hizmet etmeye çalıştı.

Gün geçtikçe hastalığı ağırlaşan Ebû Seleme (r.a), bir daha ayağa kalkamadı. Nihayet şehadet şerbetini içti. Onun vefatını haber alan iki Cihan Güneşi efendimiz hemen Ebû Seleme (r.a)’ın evine geldi. Ortada uzanıp yatan cesedinin başucuna oturdu. Onun açık kalan gözlerini mübarek elleriyle kapadı ve “Şüphesiz ruh çıktığında, göz onu takip eder” buyurdu. Orada ağıtlar yakarak ağlaşan kadınlara döndü ve: “Siz, kendiniz için hayırdan başka şeye duâ etmeyin. Çünkü melekler söyledik­lerinize ‘Âmin’ derler” buyurarak onları uyardı. Daha sonra Ebû Seleme (r.a) için şöyle duâ etti:

“Allahım! Ebû Seleme’yi affet. Derecesini, hidâyete erenler arası­na yükselt. Arkasında kalanlar için de sen halef ol! Bizi de onu da affet. Ey âlemlerin Rabbi! Ona kabri içinde genişlik ver. Orada, onun nurunu çoğalt” buyurdu.

Hicretin 4. yılında peygamberimizle evlenerek, ümmetin annesi olma şerefine nail oldu.

Ümmü Seleme, hicretin 61. senesinde 84 yaşında iken yaşamını yitirmiştir. Cenaze namazı, Ebû Hureyre tarafından kıldırılmış ve Bâkî Kabristanı’na defnedilmişti.

Ümmü Seleme’yi, Ümmü Seleme yapan ayrıcalıklar:

O, Sadakat Sahibiydi.

O, bir eşti ve sadakat sahibiydi. Sadakat, evliliğin olmazsa olmaz şartlardandır.

O, Sabır Sahibiydi.

Sabır, bir davanın mutlak azıklarındandır. Tevhid davasını yüklenenlerin en çok ihtiyaç duydukları azıktır sabır.

O, hicretin zorluğunu sabırla göğüsledi.

O, eşinden ve çocuğundan ayrılmanın acısını sabırla göğüsledi.

Sabır dersinin hanım öğretmenlerinden biriydi O.

O, Sevgi Sahibiydi.

Allah için sevmenin tadına varmıştı. Sevdiği her şeyi Allah için, Allah istediği kadar seviyordu. Öncelikle Allah’ı seviyor ve hiçbir şeyi Allah kadar sevmiyordu.

“İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutarlar. Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise Allah sevgisi, her şeyden üstündür. O zalimler, azabı görecekleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a mahsus olduğunu ve Allah’ın da şiddetli azap sahibi olduğunu bir bilseler.” (Bakara, 165)

O, Peygamberini seviyor ve dünyalık hiçbir sevgiyi önüne geçirmiyordu.

“Sizden birinize ben, kendi nefsinden, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe, o kişi tam iman etmiş sayılmaz.” (Buharî, İman bahsi)

Sevgi, ispat isterdi. Peygamber sevgisinin ispatı ise O’na tabi olmak, gittiği yolda gitmek ve getirdiği dava uğruna mücadele etmekti. Ümmü Seleme (r.anha) da bunu yapıyordu.

O, eşini seviyor ve ona saygı duyuyordu.

Günlük hayatları sevinç içerisinde geçen bu çilekeş aile, öylesine bir­birine muhabbetle bağlıydı ki,kocası kendisinden evvel ölürse bir başkasıyla evlenmeyi dahi düşünmeyecek kadar Ümmü Seleme’nin gönlü sevgi dolu idi. Cihaddan yaralı dönen eşine; sevgiyle, şefkatle, fedakârlıkla beş ay kadar hiç sızlanmadan hizmet etmişti.

O, zarafet sahibiydi.

O, nezaket sahibiydi.

O, nezahet sahibiydi.

O, Derdini Seviyordu.

Derdi, davasıydı. Bu uğruda terk etmesi gereken ne varsa terk ediyordu. Ne yapması gerekirse çekinmeden yapıyordu. Ümmü Seleme (r.anhâ), inancı uğruna çok çileler çekmişti. İmanın­dan taviz vermemek için büyük fedakârlıklara katlanmıştı.

 O’nun derdi, insanlardı.

Müslümanların sorunlarına çözüm üretmeye çalışırdı.

O’nun derdi, yetimlerdi.

Yetimlere infak eder, ihtiyaçlarını giderirken bununla cenneti kazanmayı umut ederdi.

Ümmü Seleme’yi önder ve örnek kılan özelliklerden birisi de zekâsı ve ilmiydi.

O, hayatını zühd, takva ve ibadetle geçirdi. Hanım sahabeler arasında fıkhı en iyi bilenlerdendi. Bilhassa hanımlarla ilgili meselelerde İslâm fıkhını en iyi bilen sahabeler arasında yer aldı. Hadis ilmine de çok büyük hizmetlerde bulundu.

Bunlardan birkaçı şu mealdedir:

“Kocası kendisinden razı olduğu halde ölen kadın, Cennete girer.”

 “Ey kalpleri hâlden hâle döndüren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl.”

 “Namaz, namaz… Namaza devam ediniz. Elinizin altındakilere güç­lerinden fazla iş yüklemeyiniz. Kadınlarınız hakkında Allah’tan korkun. Onları, Allah ile muahede ederek aldınız ve Allah adı ile ken­dinize helâl ettiniz.”

 İstişare edilecek kadar ufku geniş, fıkhı zengin bir hanımdı O.

Ümmü Seleme (r.anhâ) dirayetli, zeki ve problemlere çözüm üreten bir annemizdi. Efendimize fikren destek verirdi. Hudeybiye antlaşmasın­dan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav), ashabına, kurbanlarını kesip başlarını traş etmelerini emretti. Antlaşma metninden hoşnut olmayan ashab, bu emri duymazlıktan geldi. Kimse yerinden kıpırdamadı. Emrini üç defa tekrarladığı halde kimse bu emre uyma eğilimi gösterme­di. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Ümmü Seleme (r.anha) annemizin çadırına girdi ve: “Şunları görüyor musun? Onlara emrediyo­rum da icabet etmiyorlar” diye ashabın kayıtsızlığından bahsetti. Ferasetiyle hanımlara örnek olan annemiz, Efendimize (sav)  şu hatırlatmada bulundu: “Ya Rasûlallah! Emrini yerine getirmek istiyor musun? O halde dışarı çık, kurbanlık develerini kes ve traşını ol. Ashaba bir şey söyleme!” dedi. Mümin kadın, kocasının hem silah arkadaşı ve hem de danışmanıdır.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav), Ümme Seleme (r.anha)’nın yukarıda­ki samimi fikrini benimsedi ve bu zekice tavsiyeye göre hareket etti. Tek başına çadırdan çıktı. Ashabdan hiç kimseye bir şey söylemeden menâsiki yerine getirdi. Kurbanlık develerini kesti. Traşını oldu. Efendimizin bu şekilde hareket ettiğini gören ashab da hızla yerlerinden kalkıp kurban­larını kestiler ve traşlarını oldular.

Hudeybiye antlaşmasından sonra göster­diği dirayet ve fetanetiyle, Efendimize verdiği fikri desteği ile tanınan bir İslam hanımefendisidir O.

Araştırmacı – Yazar Sabiha Ateş Alpat’ın “Müslüman Kadının Davası Tevhid ” Kitabından Alıntıdır.



Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Yazan Siz Olun!

Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Endişe Etmeyin. (*) koyulan alanlar zounludur.

Diğer Yazılarımız