Yazan; Sümeyye DEMİRCİ

Okuyan; Ömer Faruk DEMİR

Allah’u Teâlâ, rahmetinin tecellisi olarak kullarına hayatlarını düzenleyecekleri kitap; Kur’an’ı Kerimle, onların takip edeceği o düsturun tanıtıcısı, toplumun ıslah ve terbiyecisi olarak Resuller ve Nebiler göndermiştir. Rabbimiz hiçbir zaman insanoğlunu başıboş bırakmamıştır.

               “Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz” ( İsra suresi; 15)

               Eğer” Biz kitap göndermedikçe kimseye azap etmeyiz ”deseydi hepimiz yanmıştık. Çünkü onu Rabbimizin istediği gibi anlayabilecek miydik? Doğrusunun ne olduğunu bilebilecek miydik? Ama O Âlemlerin Rabbi ve rahmeti olduğu için o kitabı anlayıp anlatacak, açıklayacak, terbiye edecek bir şahısla (Aleyhi selam) bizlerin üzerine rahmetini tecelli ettirmiştir. Bizden önce peygamberimizle yaşamış güzide insanlarla hayatımızın her birimine ışık tutacak efendimizin mübarek sözlerini bize kadar ulaştırmıştır.

               Bu peygamber-i yol kıyamete kadarda devam edecektir. Ahir ümmet olarak Rabbimiz bize Kur’an’ı Kerim’de Ahzab Suresi,21. Ayetinde ne güzel buyurmuştur.

               “ Andolsun ki Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü (onlara kavuşmayı) isteyip-umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.”( Ahzab suresi; 21)

               “Usvetun hasenetun” güzel bir örnek her güzelliğin kendisinde toplandığı zat. Tabiki Resulü kendisine örnek edecek kişiler Allah’u Teâlâ’nın ayette vasıflarını saydığı kimselerdir;

               --Allah’a ve ahirete iman eden

               --Allah’ı her işinde danışma mercii kılan.

               --Allah’ı çokça anan unutmayan, unutturmayan

               Kişiler için Muhammed (Aleyhi selam ) güzel bir örnektir. Herkese göre değildir bu takip müminler içindir.

                Peygamberler tarihine baktığımızda peygamberlerin; Âdem (aleyhi selam) Baba. Musa (aleyhi selam )abi, kardeşi Harun (aleyhi selam), Şuayb (aleyhi selam) kaynata, damadı Musa (aleyhi selam.) vs. Ama Rasulullah öyle mi?

               Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e baktığımızda hayattaki bütün rolleri onda görürüz onun için en güzel örnek denilmiştir. Hiç açık yoktur onun hayatından hayatımıza bulamayacağımız. Bazı peygamberler baba olamamış bazıları damat, bazıları kardeş, bazıları devlet başkanı. Mesela İsa (Aleyhi selam)gibi. Ayrıca yine Kulluk Kitabımız Kur’an’ı Kerim’de Rabbimiz Hz. Muhammed (aleyhi selam) Efendimiz için ; “Hiç şüphe yok ki sen en yüce bir ahlak üzerinde bulunuyorsun” ( Kalem suresi,4) İçinde bulunduğun her yerde en güzel rol ve o rolün en güzel ahlakı üzeresin.

En güzel ahlak ve en güzel örnek olan nadide insanın hayatımıza örnekliğine göz atalım birlikte. Efendimizin ( Aleyhi selam) Öncelikle çocukluğundan başlarsak güzel örnek oluşunun hikmetini daha iyi anlarız.

                Daha annesinden doğmadan babası ölüyor, babası olmayanlar yetim olanlar isyan etme yerine peygamberlerinin hayatını düşünüp Allah’a hamdetmeli, çünkü Allah onların hayatını da peygamberin hayatına benzetmiş. Sonra altı yaşında da annesine doyamadan onu da kaybediyor hem yetim ve hem de öksüz. Böyle yaşamalıydı ki yetimleri boynu bükükleri daha iyi anlayabilecekti. Böyle olmalıydı ki başı okşandığında bir yetimin neler hissettiğini ta yüreğinin derinliğinde hissetsin de tavrıyla toplumun ahlakı belirlensin.

               Efendimiz büyüdükçe tavırları düşünceleride büyüyordu. Çünkü Allah onu son ümmete ve bütün insanlığa hazırlıyordu. Ümmetine; en alt işte bile olsa, helalinden onuruyla çalışmayı öğretiyordu. Amcası Ebu Talip’in yanında kalıyor hazırdan yemenin insanların sırtından geçinmenin yük olmanın yanlışlığını öğretiyordu. Ayrıca iyilik gördüğü amcasına da vefa borcunu ödüyordu.

               Bugün ümmetin kavrayamadığı bu güzellikten anne ve babalar ne kadar yoksun. Doyumsuz hazırcı evlatlar yetiştiriyorlar. Onlara göre evlatları kıymetli alt işlerde çalıştırmayacakları kadar kıymetli. Elbetteki peygamberin hayatını hayatına aktarmayan bu ümmetin evlatları da ana ve babalarını “huzur evleri” ne koyacak kadar vefasız çıkacaktır.

               Yakışıklı bir genç hiçbir kıza teklif göndermeden ahlakı ve dürüstlüğünün sonucunda, (bütün Mekke’nin saygın ailelerinin sıraya girip istediği yalvardığı) Hatice, kendisine evlenmek için teklif gönderiyordu. Kendisinden on beş yaş büyük, milyarder saygın bir hanımefendi. Hiçbir mal varlığı olmayan izzetli ve onurlu saygın Muhammed (Aleyhi selam)’e evlilik teklifi gönderiyordu.

                Ne güzel örnek ümmetin gençliğine, “kimseye kul köle olmayın onurlu izzetli dürüst olun, Allah size getirir en kıymetlilerini” mesajını veriyordu bu tavrıyla. Ayrıca bu tavrıyla yeni bir metot belirletiyordu Rabbimiz. Günümüzün ve bütün çağların dul kadın bakışına, ikinci sınıf kadın olarak görülen, farklı bakılan, dul kadını horlayan hoyrat zihniyete inen bir şamardı. Bunun için Rabbimiz Allah ve Rasulullah’a inanmış gerçek ümmete o en güzel örnektir yok değilse onların örnekleri ataları, şeyhleri, başkanlarıdır.

               Evet, O hak bir model’di Allah’tan. Ve zaman ilerliyor Efendimizin evleniyor, Hz. Hatice’den çocukları oluyor ve sağlığında onların acısını yaşıyor. İşte ümmete en güzel örnek oğlu İbrahim’in ölüsünü kucağına alıyor ve mübarek sakalına gözyaşlarının aktığını gören sahabe; Ya Rasulullah sen de mi ağlıyorsun deyince Efendimiz “gönül hüzünlenir, göz yaşarır, biz sadece isyan etmeyiz “buyuruyor. Küçük çocukları ölene örnek olduğu gibi Peygamber olduktan sonra yine kızları Ümmügülsüm annemiz ve Rukiye annemizin defin işlerinde bizzat kendisi bulunuyor. Böylece sağlığında evlatları ölen anne ve babalara da rehberlik ediyordu hayatıyla.

               Efendimiz (Aleyhi selam) Hz. Hatice’den sonraki hayatında siyasi ve insani sebeplerden de etkilenen çok sayıda evlilikler yapar. Fakat bu evliliklerindeki asıl faktör, peygamberlik görevinin toplumsal boyutuna ait sorumluluklarını hakkıyla yerine getirebilme düşüncesidir.

                Efendimiz Hanımlarına itina gösterir, onlarla koşu yapar, onlara değer verirdi. Mesela: Hz.Aişe ile yemek yerken onun bardaktan içtiği yerden içer, ona değer verdiğini hissettirirdi. Bütün hanımlarına merhamet ve sevgi ile hareket ederdi. Onlarla istişare eder, onların akıllarına değer verirdi. Onların faziletlerini söyler, onlara sevdiğini söylerdi. Onları hayvanına binerken mübarek dizini üzengi yaparak onların binmelerini kolaylaştırırdı. Üzüntüsü olup ağlayan hanımının gözyaşlarını eliyle silerdi.

               Asla hiçbir hanımına bir tokat dahi vurmamıştır. “Kadınlarınızı hayvan döver gibi dövüyorsunuz, sonrada akşam olunca utanmadan beraber yatıyorsunuz” buyuruyor. ( Aleyhi selam)     Asla onlara hakaret etmezdi. Onları ziyarete gidince elini onların omuzlarına koyar başlarına koyar, öper onların hal ve hatırlarını sorardı, onların özel meseleleriyle ilgilenirdi. İnsanlık kocalığı ondan öğrendi. Baba oluşuyla da ümmete en güzel örnekti. Sadece eve yiyecek, giyecek getirip çocuklarının maddi sorunlarını halledip onları toplumun yetimi olarak bırakmazdı. Torunlarına da öyle sevgi doluydu ki onları itip kakmaz, öper koklardı hatta sırtına bindirip gezdirirdi.

               Maalesef O’na tabi olduğunu söyleyen ümmetin erkekleri, eşlerine öyle mi? Rasulullah’ın  “Usvetun Hasetun” olmasını kabul edip yolunda gittiler mi? Birinci eşin haklarını, adaleti yerine getirmeden ikinciyle evlenip, Peygamberimiz bize  örnek diyerek, O’nun yolundayız o bizim örneğimiz diyerek bu sözlerde  boğulup kayboldular. Bunun yanısıra hanımlar da, O’nu en güzel örnek kabul edenler, en ufak bir huzursuzlukta marifetmiş gibi “boşanalım” sözüyle en güzel örneğin nasihatini ve vasiyetini terk ettiler. Yani kısacası O’na iman eden erkek ve kadınlar onun yolunu hakkıyla takip edemediler.

                Rasulullah gençlere de çok değer verirdi. Çünkü o biliyordu ki gençlik çağı, kişinin en dinamik olduğu, enerji dolu ve hareketli bir çağıdır. Rasulullah(Aleyhi selam) onlara çok özen gösterirdi. Onların anlayacağı dilden konuşur onlara “empati” yaptırarak doğruyu görmelerini sağlardı. Zina yapmak isteyen gence zina edeceğin kadın, senin annen,  kardeşin, kızın olabilir diyerek ona olayın şiddetini yaşatır doğruyu öğretirdi.

               Evet; Rasulullah “USVETUN HASENATUN” ama öğüt almak isteyen ve onu hayatına taşımak isteyenlere. Efendimiz (Aleyhi selam)  Zayıf insanlara, hizmetçilere, kölelere, yetimlere, toplumda itilip kakılanlara da ayrıca çok ince davranışları vardır. Rabbim bizi gerçekten onu örnek edinmişlerden eylesin. (Amin) Yazılacak o kadar çok şey var ki O’nun hakkında kitaplara sığmaz. Burada muhtasar olarak bahsetmeye çalışıyorum ki hayatımızı hayatına benzeteceğimiz noktalara dikkat çekmek için.

               Bugün çağımızın ne kadar ihtiyacı var Rasulullahın öncülüğüne. Bütün canlılara özel bir şefkat duymaktadır inancının gereği. Hayvanların aşırı çalıştırılmasını, onların dövülmesini aç bırakılmasını yasaklardı. Ne güzel bir örnekti. Rasulullah’ı kendisine örnek edinmiş ÜMMETİ olarak bizler elimizin altındaki hayvanlara ne kadar merhametliyiz. Bazen görüyoruz adam at arabasını yüklemiş alabildiğinden fazla yük ve üzerine de kendisi binmiş, zavallı at çekemiyor onu sürekli kırbaçlıyor. Aman Allah’ım sorsan koyu bir Muhammed ümmetidir. Çok kolay değil ona ümmet olmak, örnekliğini kabul edip uygulamaktır ona ümmet olmak.

               Mizahlarımızda da onun örnekliğiyle ufkumuz açılmalı. Ciddi olup saygın olacağız yanlışında kalmamalıyız. Bu hatayı daha çok İslami camiada eğitimci hoca sıfatında olanlarda çokça görüyoruz.             Efendimiz bir gün oturuyor ashabıyla tam yanında da Hz. Ebubekir Efendimiz (Radıyallahu anh) var. Hz. Ebubekir hurmaları yiyor ve çekirdeklerini Efendimizin önüne koyuyor sonrada;

               --“Ya Rasulullah ne kadar hurma yemişsin” diyor. Rasulullah,

              -- “ Ya Ebubekir sende hep çekirdekleriyle yutmuşsun” . Buyurur.

               Ne güzel arkadaşlık ve dostluk, dostunun yaptığı şakanın kıymetini bilmek, tabiki Efendimizin yaptığı gibi usulüne uygun şakaların. Şimdi olsa aman efendim beni küçük düşürdün, benim psikolojimi bozdun, herkesin içinde ben rezil ettin diye dostluğunu bozan insanları görmek çokta zor değil. O’nun dostluğu içten sıcak ve samimiydi.

               Peygamberimizin yaşı ilerleyip kırka vardığında, Rabbimiz O nun şahsında gene bize bir şey öğretiyordu. Yaşımız ilerleyip kemale erince kırktan sonra başlar bir ağırlık, Efendimiz bize burada da dünyadan zaman zaman ayrılıp kendi dünyamıza dönmemizin gerekliliğini öğretiyor yoksa toplumun seline kapılıp gider, son durakta nefesimizi alabiliriz. Kendisini halvete çekiyor daha sonra bu güzel sünnet “HİRA” adı ile ümmetine miras bırakıyor.

                Peygamberimiz “NÜBÜVVETLE” müjdelenince ümmetine örnekliği farklı bir platforma kayıyor artık. Ailesi akrabaları ve tüm toplum. İlk tebliğine çıktığı zaman  “Ey Fihr Oğulları, Ey Kab Oğulları, Ey Muhammed’in Kızı Fatma, baban peygamber diye güvenme amel işle. Burada bize öyle itikadı kapı açıyor ki Resulümüz ( Aleyhi selam ) ; Peygamber bile olsa kulluk ve ibadette insanların üzerindeki mükellefiyeti kaldıramaz kızı bile olsa. Birçok eziyet görüyor insanlardan boynuna deve işkembesi koymalar, boğazını sıkmalar, üzerine topraklar serpmeler, bazen yanından geçenler onu alkışlayıp alay ediyorlar, gülerek Kisra’ nın kralları geçiyor diyorlardı. Bazen Ebu Leheb’in karısı dikenleri saçıyordu geçtiği yollara.

O güzel insan nebevi metodunu kıyamete kadar sağlam kalsın diye her yerde gördüğü topluluğa yaklaşıyor onlara İslam’ı anlatıyordu. Kiminden kovuluyor, kiminden azar işitiyor yılmadan azimle devam ediyordu, Neden? Çünkü Rabbi oturmamasını emretmişti. Bedeli her ne olursa olsun gafil kullara doğrunun ulaşması lazımdı. Buda tabiki Rabbimizin rahmetiydi. Bütün hareketleri sözü ameli ve sukutu metot olacaktı.

               İnanan bizler, en güzel örneğin Efendimizin, (Aleyhi selam) tebliğde yaşadıklarını görünce utanıyoruz. Bu davada duygusallığa yer yoktur. Anlattıklarımız dinlenmediğinde küsmelerimiz, terk etmelerimiz zaten dinlemiyor bin kez anlattım diyerek bıraktıklarımız. Anlatmaya İslam’ı güzel uslüple yaymaya devam edeceğiz, isteyen gelecek onunla izzet bulmaya.İistemeyen gelmeyecek. Biz tebliğimizi yapacağız, insanların gafletini kendimize mal etmeyeceğiz. Efendimizi kovan dışlayan amcasıyken, bizi kovan dışlayan en yakınımız olacak, yılmadan devam edeceğiz  “Sana yakin gelinceye kadar” (ölüm) demişti Rabbimiz Kuran’da. Hadi (Hidayet veren) olanın Allah olduğunu unutmayacağız her ne tür sıkıntı yaşarsak yaşayalım, TAVİZ VERMEDEN KİMSEYE BOYUN EĞMEDEN PARANIN, MAKAMIN, DÜNYANIN KULU OLMADAN  “NEBEVİ METOD” la hakkı haykıracağız. Biz hidayet mercii değiliz. Bizim neticeden değil çalışmadan sorumlu olduğumuzu unutmayacağız.

               Peygamber Efendimiz  (Aleyhi selam) bir insanın tüm hayatının her noktası için seçilmiş rol model olduğunu unutmayacağız. İman eden onu önderi kabul edenler için bu kayıtsız şartsız böyledir, O‘nu bizim için seçip terbiye edip en güzel önder kılana hamdolsun.

                              ÖRNEKLİĞİNLE YOLUNDA GİDECEĞİZ VE O YOLDA ÖLECEĞİZ YA RASULULLAH!

                                                                                                                                     En Emine Emanet Olun

Diğer Yazılarımız