Zeyneb'i Kübra (R.Anha)

Hz. Zeyneb Binti Muhammed Bin Abdullah (r.anha). Babasının kızıydı o. Ailesine sadık, sevgi dolu, vefalı, çilekeş, fedakâr olmanın zirve örneklerindendir o. hele de yaşadığımız çağ onu tanımaya, anlamaya ne kadar da muhtaç. Mütevazılığı sanki tarih sahnelerine de yansımış gibi  olacak ki çok öne çık(a)mamış. Mümin kadın kimliğinin silikleştiği, fululaştığı bu çağın onu tanımaya ne kadar da çok ihtiyacı var.

Hicretten 23 yıl önce Efendimiz 30 yaşında iken dünyaya geldi. 10 yaşlarında anasıyla birlikte Müslüman olmuştu. Anasının kızıdır O. Anası, Tevhid davasında ilk önce sıraya girenlerdendir. İslam kütüğüne ilk ismini yazdıran bir kadındır Hatice (r.anha). Zeyneb’in anasıdır O. Anası gibi tevhid saflarında yerini aldığında henüz 10 yaşındadır. Mekke’nin zorluklarını yaşayanlardandı. On beş yaşlarında Ebul As ile evlendi. Zeyneb Hanım ve eşi birbirlerini severek, isteyerek evlenmişlerdi. Eşini seviyordu, zarif bir hanımefendiydi, eşi Ebu’l-As da onu seviyordu. Kocası Müslüman olmamıştı. Ama dürüst, verdiği sözde duran eşine sadık kalan bir adamdı. Hz. Zeyneb, her fırsatta hikmetli sözlerle eşini İslam’a davet ediyordu. “Çevrem ne der, el âlem ne der” kaygılarıyla daveti karşılık bulmuyordu. Şirkti bunun adı. Zeynep Hanım, hal dilinin kâl dilinden daha önemli olduğunun farkındalığıyla Müslüman bir hanımefendinin farkını yaşayarak ortaya koymaya gayret ediyor, haliyle de İslam davetini tebliğ ediyordu. Mahalle baskısı, Ebu’l-As’ı engelliyordu. Mahalle baskısına yenik düşenler, aslında inancından emin olmayan, inancına güvenmeyen kimselerdir.

Müslümanların, Mekke’de yayılıp sayıları artış gösterince Mekke müşrik devleti önlem almaya kalktı. Alay, sözlü ve fiili sataşmalarını artırdılar. Öyle ki bu fiilî sataşmalardan Peygamberimiz bile nasibini alıyordu. Peygamberimizi koruma işi kızlarına düşüyordu. Zeyneb Hanım, genelde Müslümanlar için, özelde babası için endişeleniyordu. Fiili sataşmalarda Zeyneb onu kolluyor, su götürerek elini yüzünü yıkıyor, teselli etmeye çalışıyordu. O da, “Korkma yavrum, onlar babana zarar veremezler…” diye onu rahatlatıyordu.

Yirmi yaşındayken Tevhid mücadelesinin ilk örneği olan annesi, vefat etti. Bir abla olarak, artık kız kardeşlerinin sorumluluğunu da omuzlarında hissediyordu. Nitekim hicret günlerinde tüm ailesi hicret etti. O, evli olduğu için Müşrik devlette, müşrik bir eşle kalmak zorundaydı. Ailesi gitmişti. Babasızlığın acısı çöreklenmişti şimdi içine. Ama “Tevhid İnancı”, müntesibine dik duruş kazandırırdı. Yıkılmadı Zeyneb Hanım. İnancından ödün vermeden müşrik ortamda hasretliğin acısını iliklerine kadar hissederek yaşadı. Bedir savaşında kocası da Müslümanlara karşı savaşmak için müşrik ordusunun askeri olarak katılmıştı savaşa. Babasını ve annesini çok seven bir evlat için, eşine sadık ve vefakâr bir eş için bu durum ne zor bir durumdur. Bir yanda kıymetli babası diğer yanda eşi. Bedir savaşında kocası, Putperestlere karşı zafer kazanan Müslümanlara esir düştü. Bu haber, Zeyneb hanıma ulaşınca çok zor durumda kaldı. Çünkü esirler, fidye karşılığı serbest bırakılıyordu. Fidye verip çocuklarının babasını serbest bırakmalıydı. Elinde annesinden yadigâr bir kolye vardı, onu eşinin fidyesi olarak gönderdi. Esirlerden birinin fidye çıkını gelip açılınca Hz. Peygamber’in gözü içindeki kolyeye takıldı. Daha dikkatle bakınca, “Bu Hatice’nin kolyesi!” dedi. Peygamberimizin gözleri doldu. Nasıl dolmasın ki! Hatice’si O’nun için çok kıymetliydi. Diğer yandan kızının gerdanlığı göndermek zorunda kalması. Ashaba teklif sundu ama seçimi kendilerine bıraktı: “Fidyeyi almak hakkınızdır; fakat dilerseniz Hatice’nin hatırasını Zeyneb’e iade edip esirini bedelsiz salıverirseniz bu da sizin takdirinize kalmıştır” dedi. Ashabı da hiç O’nu üzer mi? Gözlerini yaşlı görünce dayanabilirler mi? Hemen iade ettiler. Peygamberimiz, damadı Ebu’l-As’ı gönderirken, “Şimdi nazil olan ilahi hükme göre Zeyneb’le nikâhınız devam edemez. Onun Medine’ye gelmesine izin vermelisin. Almak üzere göndereceğim vekilime teslim etmelisin.” diye söz aldı. Kureyş, zaten Zeyneb’i boşaması için ona baskı yapıyordu. Ama O, buna yanaşmıyordu.

Zeyd Bin Harise, Zeyneb hanımı almak için Mekke’ye geldi. Allah buyurmuştu:

“Ey iman edenler! Mümin (olduk­larını söyleyen) kadınlar, hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan edin –Allah, onların imanını en iyi bilendir-, mümin olduklarını bilirseniz onları kâfirlere geri çevirmeyin. Bunlar onlara helâl değildir, onlar da bunlara helâl olmaz. Kocalarının ödedikleri şeyi (mehri) onlara verin. Mehirlerini verirseniz sizin onları nikâhlamanızda üzerinize vebal yoktur. Kâfir eşlerinizi nikâh altında tutmayın. Bu, Allah’ın hükmüdür. Aranızda O hükmeder. Allah, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.” (Mümtehine, 10)

“Bunlar onlara helâl değildir, onlar da bunlara helâl olmaz.” Yani mümin hanımlar, kâfirlere helâl değildir. Kadının Müslüman olması, kâfir kocasından ayrılmasını gerektirir. Kâfir erkekler de Müslüman kadınlara helâl olmazlar. Müslüman hanımları müşrik erkeklere haram kılan ayet, işte budur. İslâm’ın ilk yıllarında mümin kadınların müşriklerle evlenmesi caiz idi.

İman edene ise sorgulamak, mazeret sunmak, “Ama!” ile itiraz etmek yakışmazdı. Zeyneb hanım da (r.anha) çok sevdiği kocasını, evini bırakarak düştü yollara. Mekke müşrik devletinin kolluk kuvvetleri peşlerine düştü ve içlerinden Hebbar ismindeki müşrik, mızrak darbesiyle Zeyneb hanımı (r.anha) deveden düşürdü. Hamile olan Zeyneb (r.anha) çocuğunu düşürdü ve kan revan içinde kaldı. Zorlu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaştılar. Kızını gören Peygamberimiz, tam kavuşmanın sevincini yaşayacakken kızının başına gelenleri duyup hüzne boğuldu ve “Zeyneb, pek hayırlı bir kızımdır. Benden dolayı hayli eziyet çekmiştir” dedi. Ebu’l-As’ı da sözünü tutmuş olmasından dolayı takdir etti. Zeyneb, umutla eşinin Müslüman olmasını bekleyip durdu. Gönlü ondaydı, başka biriyle evlenmeyi aklından bile geçirmiyordu. Bir gün Medine’ye bir haber yayıldı. Mekke ticaret kervanı vurulmuş, Müşrikler esir alınmıştı. Ebu’l-As da esir alınanlar arasındaydı.

Medine’de bir haber yayıldı: Müslüman müfrezesi, Medine yakınında Mekkelilerin ticaret kervanını, adamları ve malları ile ele geçirmiş. Kervanın başında Ebu’l-As varmış. Savaş hali sebebiyle Ebu’l-As’ın hayat hakkı yoktu. Zeyneb, sabahı zor etti. Sabah namazında mescide gidip Hz. Peygamber namazı kıldırmaya başlayacağı sırada, kadınlar tarafından yüksek sesle, bütün mescide duyuracak şekilde: “Ey Müslümanlar! Ben Resulullah’ın kızı Zeyneb’im. Bilesiniz ki Ebu’l-As benim kefaletim altındadır!” Selam verdikten sonra Efendimiz cemaate, “Sıradan bir Müslüman’ın bile kefaleti geçerlidir.” dedikten sonra Zeyneb’in yanına gidip, “Onu hoş tutup ikramda bulunabilirsin. Fakat sana dokunmasın, biliyorsun ki o sana helal değildir” dedi.

Daha sonra kendisine tebliğ edildiği halde Ebu’l-As İslam’a girmeyi reddetti. Üstelik mallarını da istedi: “Benim olsa istemem, fakat bunlar emanet, Mekke’de sahiplerine ulaştırma borcum var.” Efendimiz ashabına, “Bu mallar ganimettir, meşru malınızdır. Ama siz nasıl isterseniz öyle yapın!” deyince, Müslümanların müsamahası mallarını da, hayatını da bağışladı. Ebu’l-As, Mekke’de emanetleri verdikten sonra derhal İslam’a girdiğini cesaretle ilan edip şöyle dedi: “Aslında Medine’de iken içimden karar vermiştim. Fakat onlar can korkusuyla Müslüman olduğumu zannedeceklerdi. Siz de emanetleri getirmediğim için beni kınayacaktınız. İşte şimdi hür irademle, haklarınızı vermiş olarak Medine’ye hareket ediyorum!” diyerek Medine’ye hicret etti. Zeyneb (r.anha)’nın sabrının mükâfatıydı sanki. Medine’ye varınca tekrar evlendiler. Zeyneb hanım (r.anha), hicret esnasında aldığı darbeden iyileşememişti. Otuz yaşlarında vefat ederek yürüdü Rabbine. Hükmen şehit olduğuna inanıyordu ashab. Ebu’l-As (ra) da ondan dört yıl sonra irtidad isyanlarına karşı yapılan Yemâme Savaşı’nda şehit oldu. Allah onlardan razı olsun.

Zeyneb’di adı;

Evlat olmanın güzel örnekliğiyle tarihteki yerini aldı.

Zeyneb’di adı;

Çağındaki ve çağlar ötesindeki Tevhid davasında yerini alan kadınlara sabır, vefa, fedakârlık dersini veriyordu.

Araştırmacı – Yazar Sabiha Ateş Alpat’ın “Müslüman Kadının Davası Tevhid ” Kitabından Alıntıdır.

Diğer Yazılarımız